Devletler Değil Siyaset Değişiyor…

Birleşik Krallık’ta dikkatle izlenmesi gereken bir gelişme yaşandı.
İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’nın bağımsızlık yanlısı siyasi liderleri Cardiff’te bir araya gelerek kendi kaderini tayin hakkını ve bağımsızlık referandumlarının önünü açacak demokratik süreci savunan ortak bir mutabakata imza attılar.
Bu, yarın sabah Birleşik Krallık’ın dağılacağı anlamına gelmiyor.
Ama çok daha önemli bir şeyin işaretini veriyor:
Birleşik Krallık’ın geleceği artık tartışılmaz bir konu olmaktan çıkmıştır.
Ve bence asıl üzerinde durulması gereken nokta da budur.
Çünkü devletler çoğu zaman bir gecede dağılmaz.
Önce insanların zihnindeki “birlik” duygusu zayıflar.
Sonra siyasi talepler güçlenir.
Ardından “daha fazla yetki” talebi gelir.
Daha sonra “kendi geleceğimizi kendimiz belirleyelim” denir.
En sonunda da sandık gündeme gelir.
Bugün Cardiff’te yaşanan gelişmeyi bu zincirin önemli halkalarından biri olarak görmek gerekir.
Peki Birleşik Krallık neden bu noktaya geldi?
Bunun tek bir nedeni yok.
İskoçya’nın tarihsel kimliği ve uzun yıllardır devam eden bağımsızlık tartışması var.
Galler’in kendine özgü ulusal kimliği var.
Kuzey İrlanda’da ise çok daha farklı ve tarihsel bir mesele, yani İrlanda’nın bölünmesi ve İrlanda’nın geleceği tartışması bulunuyor.
Fakat bütün bu farklılıkların ortaklaştığı bir nokta var:
İnsanlar kendi gelecekleri hakkında söz sahibi olmak istiyor.
Nitekim Birleşik Krallık’taki mevcut devolution sistemi zaten İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’ya önemli ölçüde kendi kendini yönetme imkânı sağlıyor. Fakat Westminster’ın egemenliği devam ediyor ve Londra, anayasal sistem içerisinde hâlâ nihai yasama gücüne sahip.
İşte bugün tartışmanın düğümlendiği yer tam da burası.
Yerel parlamentolar var.
Yerel hükümetler var.
Yerel seçimler var.
Ama konu devletin geleceğine geldiğinde son sözün kimde olacağı tartışması bitmiyor.
Ve bu tartışma giderek büyüyor.
Devolution milliyetçiliği bitirmedi
İngiliz siyasetinde bir dönem yetki devrinin İskoç ve Galler milliyetçiliğini zaman içerisinde etkisizleştireceği düşünülüyordu.
Fakat bugün tablo bunun tam tersini gösteriyor.
İskoçya’da SNP uzun yıllardır iktidar mücadelesinin merkezinde.
Galler’de Plaid Cymru’nun yükselişi dikkat çekiyor.
Kuzey İrlanda’da Sinn Féin ilk kez hükümetin başında.
İngiliz Parlamentosu’nda yapılan değerlendirmelerde de devolution’ın milliyetçiliği “öldürmediği” açıkça kabul ediliyor.
Yani Londra’nın verdiği sınırlı yetkiler, ulusal kimlik taleplerini ortadan kaldırmak yerine bazı durumlarda onları daha da görünür hale getirmiş durumda.
Çünkü insanlara kendi evlerini yönetme imkânı verdiğinizde, bir süre sonra şu soru kaçınılmaz hale geliyor:
“Madem kendi kendimizi yönetebiliyoruz, neden geleceğimiz konusunda son kararı başkası versin?”
İşte bağımsızlık düşüncesinin beslendiği zemin budur.
Londra’nın önündeki asıl sınav
Şimdi top Westminster’da.
Londra, bu talepleri bastırarak mı karşılayacak?
Yoksa demokratik bir tartışmanın önünü açarak mı?
Bence ikinci yol, Birleşik Krallık’ın geleceği açısından çok daha akılcıdır.
Çünkü bir halkın sandıkta ne karar vereceğinden korkmak, demokrasinin ruhuyla bağdaşmaz.
Birleşik Krallık’ın bütünlüğünü savunanların yapması gereken şey, “referandum yapılamaz” demek değil; “referandum yapılırsa Birleşik Krallık’ı koruyacak kadar güçlü bir siyasi, ekonomik ve demokratik teklifimiz var” diyebilmektir.
Asıl demokrasi budur.
Ve şimdi Kıbrıs’a bakalım…
Bu gelişmeyi Kıbrıs’tan izlerken insanın aklına ister istemez çok daha yakın bir coğrafya geliyor.
Kıbrıs.
Çünkü dünyanın farklı yerlerinde “kendi kaderini tayin”, “siyasi eşitlik”, “yerel yönetim”, “anayasal düzen” ve “halkların geleceğine karar verme hakkı” gibi kavramlar tartışılırken Kıbrıs’ta bu kavramların etrafında yıllardır birbirimizi dinlemek yerine birbirimize sloganlarla cevap veriyoruz.
Birleşik Krallık’taki gelişmenin bize vereceği en önemli ders şudur:
Bir toplumun kimliğini, siyasi iradesini ve gelecek arayışını yok sayarak kalıcı bir düzen kuramazsınız.
Ama bunun kadar önemli ikinci bir ders daha var:
Kendi kaderini tayin hakkı demek, mutlaka ayrılık demek değildir.
Önce insanların ne istediğini demokratik biçimde ortaya koyabilmek gerekir.
Sonra farklı seçenekler masaya konulabilir.
Birlikte yaşamak…
Daha fazla özerklik…
Yeni bir anayasal düzen…
Federasyon…
Konfederasyon…
Bağımsızlık…
Bunların hangisinin tercih edileceğine halkların demokratik iradesi karar verir.
İşte gerçek demokrasi budur.
Devletleri ayakta tutan şey zor değil, rızadır
Birleşik Krallık’ın bugün karşı karşıya olduğu mesele aslında bütün devletler için önemli bir uyarıdır.
Bir devlet yalnızca sınırları, ordusu ve yasalarıyla ayakta kalmaz.
Rıza ile ayakta kalır.
İnsanlar kendilerini o devletin parçası hissediyorsa birlik güçlenir.
Kendilerini dışlanmış, yok sayılmış veya sürekli başkalarının kararlarına mahkûm hissediyorsa, en güçlü devletlerde bile çatlaklar büyümeye başlar.
İskoçya’da, Galler’de ve Kuzey İrlanda’da yaşanan tartışmayı bu açıdan okumak gerekir.
Cardiff’teki toplantı belki yarın Birleşik Krallık’ı parçalamayacak.
Ama Londra’ya çok açık bir mesaj gönderiyor:
“Bizim geleceğimiz hakkında bizim de sözümüz var.”
Ve bu mesajı yalnızca İngiltere’nin değil, dünyanın bütün başkentlerinin dikkatle dinlemesi gerekir.
Çünkü 21’inci yüzyılda halkların geleceğini sonsuza kadar onların yerine belirlemek mümkün değildir.
Halkların iradesi ertelenebilir.
Bastırılabilir.
Geciktirilebilir.
Ama sonsuza kadar yok sayılamaz.


