Hasan HastürerYazarlar

HRİSTODULİDİS YANITLASIN…. “ÇÖZÜM MÜ, MÜZAKERE Mİ?”

Karşınızdakini yalnızca kendi düşünce yapınızla anlamaya çalışırsanız, çoğu zaman kendinizi dinlersiniz.
Onun ne söylediğini duyarsınız ama neden söylediğini kavrayamazsınız.
Anlamak için, düşüncesini besleyen korkuların, beklentilerin ve tarihsel kabullerin içine girebilmek gerekir. Buna güçlü empati diyebilirsiniz. Karşınızdakine hak vermek zorunda değilsiniz. Ancak neyle karşı karşıya olduğunuzu bilmek zorundasınız.
***
Rahmetli Rauf Denktaş, Rum siyasi düşüncesini çok iyi bilirdi. Sonuç çıkmayacağına inandığı görüşmelere mesafesinin arkasında da bu birikim de vardı.
Ancak masadan uzak durmanın Rum liderliğini rahatsız ettiği söylenebilir mi? Söylenemez.
Çünkü görüşme olmayınca, çözüm istemediğini düşündüğünüz tarafın, iradesini sınayacağınız zemin de ortadan kalkar. Söylenenle, amaçlanan arasındaki farkı görünür kılmak zorlaşır.
***
Kıbrıs’ta üç statüko vardır.
Kuzeydeki statüko…
Güneydeki statüko…
Bir de iki tarafın bilinen, bilinmeyen bağlarla birbirine tutunduğu ortak statüko.
Bu düzenlerden yararlanan herkesin çözüm istemesini beklemek saflıktır. Çözüm, bazıları için kazanımken bazıları için alışılmış imtiyazların kaybıdır.
Rum siyasetinin bir bölümünde, iki bölgeli ve siyasi eşitliğe dayalı ortaklığın, 1974 sonrasında oluşan yapıyı meşrulaştıracağı kaygısının güçlü olduğu ortada.
Megalo İdea ve ENOSİS’in tarihsel gölgesini de bu zihinsel arka plandan ayırmak olmaz… Bunun bütün Kıbrıslı Rumların düşüncesi olduğunu söylemiyorum. Ancak siyasetin cesaretini sınırlayan kabuller arasında bulunduğuna inanıyorum.
Mesele yalnızca haritada çizilecek sınır değildir.
Türk tarafına bırakılacak toprak alabildiğine daraltılsa bile, eşit ortaklığı kabullenmeyen zihniyetin imzasını almak kolay değildir…
***
Peki, çözümsüzlüğün şikâyet ettikleri yapıyı daha kalıcı kıldığını bilmiyorlar mı?
Bilmemeleri mümkün mü? Biliyorlar.
Ancak bilmek başka, bildiğinin gereğini yapacak siyasi cesareti göstermek başkadır.
Yıllar önce Hristodulidis için, “Çözüm değil, müzakere istiyor” diye yazmıştım. O değerlendirmemin güneyde de karşılık bulduğunu, Alithia’nın yazımı tercüme ederek yayımlamasından anlamıştım.
Bugün de kanaatim değişmedi.
Müzakere talebi, sonuç alma iradesiyle desteklenmiyorsa, zaman tüketmenin diplomatik ambalajına dönüşür.
Tatar döneminde Hristodulidis’in hareket alanı daha rahattı. Türk tarafının yaklaşımını göstererek kendi sorumluluğunu geri plana itebiliyordu.
Tufan Erhürman’ın izlediği siyaset ise bu rahatlığı zorluyor.
Masadan kaçmadan, siyasi eşitlikten vazgeçmeden, sonuç talep ederek ilerlemek, karşı tarafın niyetini daha görünür kılıyor.
Benim gördüğüm, Hristodulidis’in takkesinin düşüp kelinin görünmeye başladığıdır.
Güneydeki eleştirileri de bu açıdan okumak gerekir. Erhürman’a yönelik olumlu yaklaşımın zemini, çözüm isteyen insanların karşılarında konuşabilecekleri bir muhatap görmesidir.
***
Kuzeyde Erhürman’ı eleştirenlerle polemiğe girmek istemem. Ancak Kıbrıs sorununda temel bilgilerden kopuk değerlendirmelerle istikrarlı yaklaşım ortaya konulamayacağını da söylemek zorundayım.
Kıbrıs sorununda müzakere birikimi eksik değildir.
Eksik olan, karşılıklı, bedel ödemeyi de göze alan çözüm iradesidir.
Hristodulidis’in önümüzdeki başkanlık seçimine kadar bu sınavdan kaçabileceğini sanmıyorum. Hataları çoğalabilir. Siyasi bakımdan havlu atması bile ihtimal dışı değildir.
Çözüm isteyen lider, kendi toplumuna yalnızca duymak istediklerini söylemez. Ortak geleceğin gerektirdiği zor kararları da anlatır, savunur ve gerektiğinde siyasi risk üstlenir.
Bu bir öngörüdür.
Kesin olan şudur: Zamanı kemirerek çözüm isteyen görüntüsü vermenin inandırıcılığı sonsuza kadar sürmez.
Çünkü toplumlar bir noktada aynı soruyu sorar: Bunca görüşmenin sonunda hayatımızda ne değişti?
İşte o sorunun karşısında, özenle kurulmuş diplomatik cümleler yetmez. İrade gerekir. Cesaret gerekir. Sorumluluk gerekir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu