Pile’de Yükselen Umut…

Pile’de düzenlenen Barış Festivali’ni izlerken insanın aklından pek çok düşünce geçiyor. Bu buluşmanın ardında hangi siyasi hesapların bulunduğunu, farklı tarafların olaya hangi pencereden baktığını ya da önümüzdeki dönemde nasıl bir siyasi anlam kazanacağını bugünden kesin olarak söylemek kolay değil. Güneydeki seçim sürecine yönelik bir yaklaşım mı, Türkiye Cumhuriyeti’nin bölgedeki çıkarlarını gözeten bir adım mı, yoksa toplumlar arasında yeniden güven inşa etmeye yönelik samimi bir girişim mi? Belki bunların birkaçı birden, belki de hiçbiri… Zaman, niyetlerin ve sonuçların daha açık biçimde anlaşılmasını sağlayacaktır.
Ancak bütün bu soru işaretlerine rağmen, Pile’den yansıyan görüntülerin insanda bıraktığı olumlu duyguyu görmezden gelmek de mümkün değil. Farklı toplumlardan insanların bir araya gelmesi, aynı ortamı paylaşması ve barışın mümkün olabileceğini hissettirmesi, küçümsenmemesi gereken bir değerdir. Çünkü Kıbrıs’ta yıllardır siyasi tartışmaların, karşılıklı güvensizliğin ve çözümsüzlüğün gölgesinde kalan ortak yaşam fikrine bugün her zamankinden fazla ihtiyacımız var.
Elbette bir festival tek başına siyasi sorunları çözemez. Birkaç saatlik buluşmalar, onlarca yıldır biriken endişeleri, önyargıları ve anlaşmazlıkları ortadan kaldırmaya yetmez. Fakat bazen küçük bir temas, uzun süredir kapalı duran bir kapının yeniden aralanmasını sağlayabilir. Pile’deki buluşmanın değerini de yalnızca gerçekleştiği günle değil, gelecekte hangi somut adımlara zemin hazırlayacağıyla ölçmek gerekir.
Kıbrıs’ın ihtiyacı, barışın yalnızca güzel fotoğraflarda ve diplomatik açıklamalarda karşılık bulması değildir. İhtiyacımız olan, bu görüntülerin günlük hayata yansıması; insanların birbirine daha fazla güvenebilmesi, ortak sorunların birlikte ele alınabilmesi ve gelecek kuşakların korkularla değil, umutlarla büyüyebilmesidir.
Ortak yurt fikri, bir tarafın diğerine teslim olması ya da kendi kimliğinden ve haklarından vazgeçmesi anlamına gelmemelidir. Tam tersine, karşılıklı haklara saygı duyulan, güvenliğin ve özgürlüğün birlikte düşünüldüğü, farklılıkların tehdit değil zenginlik olarak görüldüğü bir gelecek arayışıdır. Kıbrıslı Türklerin meşru hakları, güvenlik kaygıları ve eşitlik beklentileri ne kadar önemliyse, Kıbrıslı Rumların kaygılarını anlayabilmek ve karşılıklı güveni geliştirebilmek de o kadar önemlidir.
Bu nedenle Pile’den yükselen olumlu mesajı sahiplenirken temkinli olmayı da elden bırakmamalıyız. İyi niyetli girişimleri desteklemek, siyasi gerçekleri sorgulamaktan vazgeçmek değildir. Aksine, barışa katkı sunabilecek her adımı teşvik ederken samimiyeti, tutarlılığı ve somut sonuçları da aramak zorundayız. Hiç kimsenin barış arzusunun siyasi hesaplara indirgenmesini istemeyiz; aynı şekilde toplumların umutlarının geçici siyasi çıkarlar uğruna kullanılmasına da razı olamayız.
Bu buluşmanın gerçekleşmesine katkı koyan her iki tarafa da teşekkür etmek gerekir. Ancak teşekkürümüzün yanında bir çağrımız da olmalı: Gelin, Pile’de ortaya çıkan bu olumlu atmosferi geçici bir etkinliğin hatırası olarak bırakmayalım. Onu daha fazla diyaloğun, karşılıklı anlayışın ve ortak sorunlara birlikte çözüm arama iradesinin başlangıcına dönüştürelim.
Çünkü barış, yalnızca bir araya gelme cesareti değil, birbirini gerçekten anlama sorumluluğudur. Samimiyet, söylenen sözlerin atılan adımlarla örtüşmesini; cesaret ise toplumların alışılmış siyasi kalıpların dışına çıkarak geleceği yeniden düşünmesini gerektirir.
Pile’deki görüntüler bize bir ihtimali yeniden hatırlattı: Bu adada insanlar yalnızca geçmişin ayrılıklarını konuşmak zorunda değil; geleceğin ortaklığını da konuşabilir.
Şimdi önemli olan, bu ihtimalin içini doldurabilmektir. Samimiyetle, karşılıklı saygıyla ve siyasi cesaretle…
Çünkü Kıbrıs’ta barışın yolu, birbirimizi yenmekten değil, birbirimizi anlamaktan geçiyor.
