Hasan KahvecioğluYazarlar

Hapishaneler mutlaka bir gün “müze” olacak…

 

 

2020’den beridir, Türkiye’ye gitmeyi hiç denemedim.

Aradan altı yıl geçtikten sonra “yasaklı” olduğumu ve “yasağımın kalktığını” öğrendim…

Artık Türkiye’ye “elimi kolumu sallayarak” girebilirim…

Gitsem mi acaba?

Oturup, dört başı mamur bir “gezilecek yerler” listesi yapmayı denedim…

Ama kafam karışık…

Çok özlediğim Ankara’dan başlasam diyorum…

Bugün orada “NATO zirvesi” başlıyor…

Havaalanında, ya da yolda belde “NATO’ya hayır” diyebilen birileri kalmışsa ve böylesi bir protesto gösterisinin yanından geçerken hafif bir tebessümle karşılık verirsem…

Acaba başıma neler gelir?

Bir “You Tube” programına konuk olan genç “rapçı”nın, yapılan espriye güldüğü için içeriye atıldığı geldi aklıma…

Yok; Ankara’ya gitmek, bugün için akıl kârı değil…

İyisi mi; “gezilecek yerler” listemi güncellemek, başkenti listeden elemek…

Öyle yaptım…

“Gitmek istediğim yerler” listesini yeniden oluşturdum.

Örneğin Çorlu Karatepe cezaevini çok merak ediyorum…

Orada, ışık görmeyen tek kişilik loş odalardan birinde bir “standupçı” çocuk kalıyor…

İnsanları güldürdüğünü, şaka yaptığını sanırken; “Cumhurbaşkanı’na hakaret” ve “dini duyguları aşağılama” suçlamasıyla zindana tıkılan Deniz’i gidip alnından öpmek isterdim…

Yurt dışından döndüğünde, ellerini ters kelepçeyle arkasına bağladılar ya…

Beyni açıkta kaldı…

Oysa asıl işi yapan, çocuğun genç beyniydi…

Onu kelepçelemeyi nasıl halledecekler bilemiyorum…

Neyse… Türkiye’ye altı yıl sonra giderken, çok değişik yerleri gezmek, görmek istiyorum…

Listemde “Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi” de var…

Salahattin Demirtaş 3532 günden beridir orada yatıyor…

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) derhal serbest bırakılması gerektiğine ilişkin kararına karşın, 2016’dan beri yoğunlukla bu hapishanede geçiriyor yaşamını…

Onunla; harika bir Türkçeyle cezaevinde yazdığı “Devran’ı, Leylan’ı, Efsun’u” konuşmak isterdim…

Sonra; Silivri’ye gitmek isterdim tabii…

Türkiye’ye bunca yıl sonra gidip de, onlarca belediye başkanı, gazeteci, politikacıyı “barındıran” ve ileride Sinop gibi bir “müze”ye dönüştürüleceğinden emin olduğum “Silivri”yi görmemek olmaz…

Osman Kavala, 3171 gündür orada… AİHM; Kavala’nın haklarının ihlaline ve tahliye edilmesi gerektiğine karar verdi ama Osman Kavala hâlâ içeride…

Yine Silivri’de; Hatay’dan milletvekili seçilmesine karşın, vekilliği düşürülen ve 1535 günden beridir Silivri’de tutulan Can Atalay’ın “hücre”sini de görmek isterdim.

TC Anayasa Mahkemesi, tam iki kez; seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermesine karşın orada yaşıyor Can Atalay…

Bir de  Ayten Öğretmen’e uğramak isterdim Türkiye’ye gitmişken…

Onu da görmek, elini öpmek isterdim…

75 yaşında bir TEMA gönüllüsü Ayten Hocanım…

Geçenlerde bir tabiat gezintisine çıkmışlar, bitkileri incelemişler. Dönüş yolunda otobüsleri Jandarma tarafından çevrilmiş, kimliklerini toplamışlar…

“Ama en kötüsü şafak operasyonu”ydu diyor…

Evinde tek başına uyurken, sabaha karşı aniden baskına uğramış, alıp götürmüşler…

Karakol’da iki gün tutuklu kalmış, arkasından mahkeme ve hapishane…

“Söyle” demişler Ayten Hoca’ya…

“Kod adın neydi?”

“Kurye miydin?”

“Nerede toplanıyordunuz?”

Bir terör örgütünün adını söylemişler. Kadın ilk kez duyuyor. Adını telafuz edemiyor…

Sonra; oradan Düzce cezaevine doğru yol almayı planlıyorum…

İBB Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’i 15,5 aydan beridir tutuklu olduğu bu hapishanede ziyaret edebilsem… Görebilsem…

Mahkemede cesurca anlattıkları için onu kutlasam…

Ne demişti?

“Vatan Emniyet’teyken arşiv odası gibi bir yere aldılar beni. Eldiven giyen bir polis ‘üstünü çıkar’ dedi, çıkardım. Sonrasında altımı ve çamaşırımı da indirmemi söyledi. ‘Cinsel organını aç’, ‘arkana dön, eğil’ dedi.”

Aylar sonra çıkarıldığı mahkemede savunmasını yaparken dönüp salondakilere şöyle hitap etmişti:

“Utanan varsa çıkabilir. Ben utanmıyorum. İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın, ben utanmıyorum.”

Ona bu “cesur çıkışı”ndan dolayı hayranlığımı bir ifade edebilsem…

Yine İBB davasından içeri atılan, İpek Elif Atayman’ı ziyaret etmek isterdim. Hakkındaki suçlamaları bilmeden, anlamadan ömrünün 15 ayını hapiste geçiren…

Bir gece ansızın Silivri’den alınarak 8 saat bir yolculukla elleri kelepçeli bir halde kafes gibi bir kabin içinde Afyon’a götürülmüştü…

Çoğu madde bağımlısı ve satıcısı kişilerin olduğu kalabalık bir koğuşta günlerce yerde yatmıştı İpek Hanım…

Ona bir “geçmiş olsun” demek isterdim doğrusu…

Oğlu Efe Çakır’ın, 80 yaşındaki dedesi ile birlikte 8 saatte gittikleri Afyon cezaevinde “sistem arızası” nedeniyle görüştürülmemesinin beni çok etkilediğini söyleyebilsem…

Hiçbir alakası olmayan bir cezaevine bir gece ansızın gönderilmesinden ve ailesinden uzakta çektiği bu “eziyetler” nedeniyle duyduğu acıları bir paylaşabilsem…

Tam da Türkiye turunu tamamlamak üzereydim ki, uzaktan bir ses “Otur oturduğun yerde, nereye gidiyorsun?” dedi…

Gerçekten nereye gidiyorum? Nereye gidiyoruz? Nereye gidiyorlar?

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu