Sevginin başlangıç adresi, hayvanlardır

İçtenlikle benimsediğim bir söz var:
“Sevginin başlangıç adresi hayvanlardır.”
Hayvanları sevmeyenlerin insanları eksiksiz sevebileceğine inanmakta zorlanırım.
İnsan ilişkilerinde sevgiye bazen çıkar hesabı karışır. Beklentiler, hesaplar, karşılık arayışları…
Bir hayvanın size yaklaşmasında ise böylesi hesaplar yoktur. Güven duyar, sokulur. Sizin kim olduğunuzla, makamınızla, cebinizdeki parayla ilgilenmez.
***
Rahmetli babacığım avcıydı.
Küçük Kaymaklı’daki evimizde kendimi bildiğim ilk günden köpek vardı. Doğruya doğru, ne bizde ne komşularımızda kedi pek hatırlamıyorum.
İlk köpeğimizin adı Rosa’ydı.
Kahverengi, çok iri olmayan, sakin bir köpekti. Avda bir yere takılmasın diye kuyruğu kesilmişti. Ölene kadar babamın av arkadaşı, bizim de ev arkadaşımız oldu.
Saldırgan değildi.
Babam işaret etse bile kolay kolay birine saldırmazdı.
Babam, Rosa’nın bu davranışını asil bulurdu.
Elinden ekmek yiyor diye her talimatına uyup saldırganlaşmasını istemezdi.
İnsanın da üzerinde düşünmesi gereken bir davranış değil mi?
Rosa’dan sonra Tarık geldi. Daha iri, daha tüylüydü. Babam onu da güzel yetiştirmişti. Cinsleri farklıydı ama huyları benzerdi. İkisinin de birini ısırmaya çalıştığını hatırlamıyorum.
***
1974 sonrasında evimize Pekinez cinsi Lolita geldi.
Oğlum bir arkadaşından alıp getirmişti. Önce tepki gösterdim. Sonra sahiplendik. Ardından evimizin vazgeçilmezi oldu.
Sanki ondan daha akıllı köpek olamazdı.
Neredeyse konuşacaktı.
On üç, on dört yaşlarında kaybettik Lolita’yı. Çok üzüldüm. Bir daha evde hayvan beslememeye karar verdim.
***
İnsan böyle kararlar verir.
Hayat ise kararınızın karşısına küçücük bir can çıkarıverir.
Hamitköy’de kızımla yakın oturuyoruz. Torunum Karla, yürümeye başladığı günlerden beri hayvanlara sevgisini gösterdi. Çocuklar parka gitmek isterken o, hayvanların bulunduğu dükkânlara gitmek isterdi.
Şimdi köpeği de var, kedisi de.
Mahallenin kedileri bile Karla eve geldiğinde toplanır. Sanki hoş geldin demeye gelirler.
***
İki hafta önce, bir akşam vakti Hamitköy çemberinde minik bir kedi gördüler. Yolu geçmeye çalışıyor, araçların altında kalma korkusuyla geri çekiliyordu.
Kızım Seran direksiyondaydı. Karla ön koltukta, Zara arkada.
Kararları anlık ama doğruydu.
Kedicik eve getirildi. Adı Diva oldu.
Hızla o bize, biz ona alıştık.
Geçenlerde arabayı park edip, eve girmeye çalışırken paçamda bir hareket hissettim. Diva, bacağıma tutunup kucağıma ulaşmaya çalışıyordu sanki de..
Daha dün sokakta korkuyla bekleyen o küçücük can, şimdi bize güveniyordu.
Bahçede kendisine ayrılan yerde kalıyor, sabah kapı açılır açılmaz içeri giriyordu.
Perşembe sabahı görünmedi.
Seran çocukları okula bırakıp döndükten sonra geldi. Sağ ön ayağını sürüklüyordu. Sesini çıkarmadan eve girdi.
Telefonlar çalıştı. Kızım soluğu veterinerde aldı.
Muayene ve röntgen sonucunda ayağında kırık olduğu anlaşıldı.
Ameliyat gerekiyordu.
Gideri ne olursa olsun yaptıracaktık. Bunu aramızda konuşmamıza bile gerek kalmadı.
Diva ilahi gücün Tanrı’nın bize emanetiydi.
“Sokak kedisidir” deyip kaderine mi bırakacaktık?
Bırakmadık.
***
Önceki akşam Yakın Doğu Üniversitesi Hayvan Hastanesi’ne gittik. Nöbetçi veteriner hekim bizi çok güzel karşıladı.
Önce sevgiyle dokundu Diva’ya.
Bir çocukla ilgilenir gibi ilgilendi.
Önceki gece hastanede kaldı. Dün ameliyatı yapıldı.
***
Ameliyat sonucunu beklerken düşündüm.
En genel anlamda nereden nereye gelmiştik?
Her zaman söylerim: Yakın Doğu Üniversitesi kampüsünde yaratılan değerler, Kıbrıslı Türklerin neler yapabileceğinin anıtsal simgesidir.
Hayvan Hastanesi’ne ilk kez gittim. Gördüğüm donanım, düzen ve yaklaşım bende gurur uyandırdı.
Veteriner Fakültesi’yle birlikte eğitimle hizmetin buluşması da ayrıca kıymetli.
Lefkoşa’nın farklı köşelerinde veteriner klinikleri var. Veterinerlerimizle ilgili güzel sözler duyuyorum. Gecenin hangi saati olursa olsun hayvanının sağlığı için kapılarını çalan ailelerin çoğalması da sevindirici.
Çünkü gelişmişlik, yalnızca binaların büyüklüğüyle ölçülmez.
Canlıya gösterilen özenle de ölçülür.
Bir toplumun vicdanını görmek istiyorsanız, savunmasız canlılara nasıl davrandığına da bakın. Önünden geçen yaralı hayvanı görmezden gelenle, arabasını durdurup yardım eden arasındaki fark küçümsenemez. O fark, birlikte yaşamanın ahlakıdır. Merhamet, hayatın içinde gösterildiği zaman anlam kazanır. Her gün, her yerde.
Bir kedinin acısını önemsemek, yaşadığımız yere duyduğumuz sorumluluğun parçasıdır. Çocuklarımız bizi dinlemekten önce izler. Yaralı bir hayvana uzattığımız eli görürler. Sevginin yalnızca söylenen güzel sözlerden ibaret olmadığını böyle öğrenirler.
Karla ile Zara’nın o akşam ve devamında öğrendiği ya da öğrendiklerini uygulamaları buydu.
İki aylık Diva’nın kırılan ayacığı, yüreğimizde ne kadar büyük bir yer edindiğini gösterdi.
***
Yakın Doğu Üniversitesi Hayvan Hastanesi ise benim için canlıya saygının somutlaştığı bir adres.
Ne diyeyim?
Teşekkürler veteriner hekimlerimiz.
Teşekkürler YDÜ’de yaratılan her değere ruh katan Suat Hoca.




