Hasan KahvecioğluYazarlar

“Solomon’u öldürmedi… Orada yoktu… Ya 3 gün önce?”

Şener Levent soruyor:

“Sen hangi cehennemden çıkıp geldin?”

EA yanıt veriyor:

“Yaşadığın ülkeyi cennet yapmaya çalışanların yerinden…”

Sanırsınız ki; bu “ilahiyatçı” siyaset sarrafı; Tanrı tarafından özel “misyon”la buraya gönderilmiş…

“Git ve o kutsal topraklardan bir cennet yarat…”

O da kolları sıvamış; burada ülkücü göçmenlerden dernekler kurmuş, TC’den motosikletli ekipler getirmiş, onları Derinya’da “ateşkes hattı”na sürerek, ülkemizde tam bir “cehennem” yaratmış…

1996’da Mağusa Derinya’da yaratılan bu “cehennem”in nasıl bir insanlık dışı “can pazarı” olduğunu, protestocu Rumlara karşı nasıl demir çubuklarla saldırıldığını, linç edildiklerini bütün dünya izledi…

Protestocuları yerlerde sürükleyen, kafalarına demir çubuklarla vuranlar ne polisti ne de asker…

Türkiye’den getirilen “sivil”lerdi…

Ve bu “organizasyon”u yapanlardan biri de Erhan Arıklı’ydı…

Kendisi anlatıyor:

“Ben o gün Derinya’da değildim… Türkiye’den gelen motorsikletliler ile Ledra Palas sınır kapısında idim. Ama KKTC’de halkı sınırlara sevk eden organizatörlerden biriydim. Bugün yine sınırlarımızı delmeye, bayrağımızı indirmeye kalkan olursa yine aynısını yaparım…”

 

Tabii adam bizi “ahmak” yerine koyuyor…

İki ayrı öldürme olayını “manipüle” ediyor…

 

“O gün ben Derinya’da değildim” diyor…

Aslında bu sözleri “doğru” olabilir. Bayrak direğinde Solomon adlı Rum gencin öldürüldüğü gün, Erhan Arıklı Derinya’da değildi belki de…

 

Zaten; Solomon’un öldürülmesinden dolayı, Erhan Arıklı’nın adı hiçbir dosyada geçmiyor. Hakkında ne tutuklama emri var ne de “şüpheli” durumdadır.

AİHM dava dosyasında da, BM’nin raporunda da adı geçmiyor…

 

Ancak; bir başka utanç verici “Derinya olayı” vardı ki, ondan söz etmiyor…

 

“Bayrak direği”nde Solomos’un öldürülmesinden tam 3 gün önce, bu “sivil toplum” kalabalığı, Tasos İsaak adında bir Rum gencini vahşice öldürmüştü.

 

İsaak, Rum motosikletlilerin 11 Ağustos 1996’da düzenlediği protesto sırasında ara bölge içinde Türk “siviller” tarafından yakalanmış ve sopa, metal boru gibi sert cisimlerle ağır biçimde dövülerek öldürülmüştü.

İşte asıl bu dosyada Arıklı’nın adı geçiyor…

Bu konuda fotoğraflar var, videolar var, göz şahitlerinin ifadeleri var…

Bunların hepsi “AİHM dosyası”nda (İsak – 44587/98) yer alıyor…

AİHM kararında, polis müfettişinin mahkemeye sunduğu emarelerde Erhan Arıklı dahil altı kişinin fotoğraflardan teşhis edildiği yer alıyor.

Rum tarafı, İsak’ın otopsisini Glasgow Üniversitesi’nden adli tıp uzmanı Prof. Peter Vanezis’e yaptırmıştı. Raporda şöyle deniliyordu:

“Cesette baş ve gövde ağırlıklı olmak üzere çok sayıda künt darbe var. Yaralanmaların niteliği, kullanılan cisimlerin büyük ihtimalle silindirik sopalar ve/veya metal borular olduğunu gösteriyordu.”

24 Haziran 2008 tarihli AİHM kararında Türkiye; yaşam hakkını ihlal eden, işkence ve insanlık dışı muamele yapan, olayın faillerini soruşturmayan, cezalandırmayan bir ülke olarak suçlu bulunmuş, mahkum edilmiş ve maddi+manevi tazminat ödemişti.

Solomos Solomu’nun bayrak direğinde öldürülmesi ise Derinya’da bu olaydan üç gün sonra yaşanan ikinci bir olaydı.

Kıbrıs Cumhuriyeti, bu olayla ilgili olarak da Kenan Akın ve Erdal Emanet’i arıyor. Bu kişilerin tabancalarını ateşleme anlarının videosu ise dünya medyasında epey dolaşmıştı.

Hatta karşılaştırmalı fotoğraflarla iddia; Kenan Akın’ın “fanellası”nın onu ele verdiği şeklindeydi.

Erhan Arıklı ise dövülerek öldürülen İsaak olayından dolayı “cinayet zanlısı” olarak INTERPOL tarafından aranıyor ve adına çıkarılan “kırmızı bülten” hâlâ yerli yerinde duruyor.

Ne yazıktır ki; Türkiye ve KKTC bu olayları soruşturmadı. Sivil adamın, elinde tabanca ateş ettiğini gösteren kanıtların hesabını sormadı. Kimseyi yargılamadı…

Tam tersine Erhan Arıklı’ya “yürü ya kulum” dedi ve onu “diplomat” yaptı…

Azerbaycan ve Kırgizistan’da ona “resmi” görevler verdi.

Arkasından oralarda kurduğu “ilişkiler” sayesinde Kırgızistan Devlet Arabayev Üniversitesi’nde profesör kadrosuna atandı.

Kırgızistan’da, iş yaşamına da atıldı; yürüdükçe yürüdü…

“OCOO ENA” adlı bir lojistik şirket kurdu ve iki yıl içinde yaklaşık 3 milyon ABD doları ciro yaptı.

Yani; KKTC’nin hem etinden hem sütünden bol bol yararlandı.

Anımsayacaksınız, orada iken “cinayet zanlısı” olarak tutuklandı ama Bişkek’teki Bölge Mahkemesi’nde üç saatlik bir yargılamanın ardından “soyadı benzerliği” denilerek serbest bırakıldı.

Avukatı Toktayım Umetalieva, 1956 doğumlu bir başka “Arıklı”nın “katil zanlısı” olarak arandığını açıklamıştı. O günden sonra bu Arıklı’nın kim olduğunu öğrenmek mümkün olmadı.

Bir ilginç nokta daha vardı bu tutuklamada… Polis tarafından yakalandığında; elinde tarihi geçmiş bir “diplomatik pasaport” vardı…

Yani; bizim KKTC “devletçiği”ni, resmi görevden sonra bile bir “aparat” gibi kullanıyordu.

Şimdilerde de aynısını yapmıyor mu?

Kendi ülkesinin dışında bir ülkede, sevmediği insanlar arasında kendine bir “cennet” yaratmayı başarmadı mı?

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu