İnanç, vicdanla buluştuğu zaman anlam kazanır…

Bayramlar… Takvimdeki yeri bellidir. Ama toplumların içindeki karşılığı her zaman aynı değildir. Kıbrıs’ta bayram geldi mi, sadece bayram konuşulmaz.
Pek çok konu konuşulurken bir de şu sorgulama gelir: “Kıbrıslı Türklerin dini ne kadar güçlü?”
Bu soru yeni değil… Çoğu zaman sorunun kendisi, cevabından daha sorunludur.
Ben küçük bir çocukken annem çarşaflıydı. 1958 yılına kadar o çarşafı taşıdı. Yüzü kapalı değildi. Sonra bir gün o günlerin tanımlamayla çarşafı attı.
Ama dini anlayışı değişmedi. Tam tersine, mevlit okuduğunu, dualar ettiğini hatırlıyorum.
Küçük Kaymaklı’daki evimizde, oruç tutulduğunu çok net hatırlamam.
İlkokul yıllarına gelince… Cuma günleri öğleye yakın öğretmenimiz bizi eve yollar, “Abdest alın, gelin” derdi. Biz de gider, yıkanır, okula dönerdik. Sonra topluca camiye…
Saman kağıdından kapaklı din kitabımız vardı. İçinde sureler, dualar… Ezberlerdik.
Ama dikkatini çekerim… Hiçbir zaman din, hayatın üzerine bir ağırlık gibi çökmedi.
Bir baskı unsuru olmadı. Laikliğin ne olduğu geniş kesimlerce bilinmese de Kıbrıs Türk Halkı laik bir anlayışı benimsemişti.
Şimdi soruyorum: Biz dinsiz miydik? Hayır.
Ama etrafımızda beş vakit namaz kılan,orucu eksiksiz tutan insanlar çoğunlukta değildi.
Buna rağmen, günlük dilimize bakın.
“Allah isterse…”
“Allah’a emanet ol…”
“Allah yolunu açık etsin…”
“Allah utandırmasın…”
Onlarca belki çok daha fazlası olan bu ifadeler, bu toplumun ruhudur. İnancın özü, dilin içine işlemiştir. Gösterişte değil…
Kıbrıslı Türklerin dini anlayışı, kitabi kurallardan çok vicdana dayanır.
İyilik yapmak…
Adil olmak…
İnsana saygı duymak…
Bunlar bizde sadece dini değil, insani reflekslerdir.
Bu değerlerin bizde uygulaması, kendini “çok dindar” olarak tanımlayan birçok toplumdan daha güçlüdür.
***
Yıllar önce, Başaran Düzgün ve Yusuf Suiçmez ile umreye gittik.
Benim gideceğime inanmayanlar olmuştu… Hatta açıkça şaşıranlar…
Gidip geldikten sonra sordular:
“Namaz kıldın mı?”
“Kıldım” dedim.
Bu kez ikinci soru geldi:
“Peki biliyor musun namaz kılmayı?”
“Tek başıma namaz kılmaya bilmem. Kabe’de yüz binlerce insan, namaz kılarken ne yaptıysa ben de onu yaptım.”
Benim bildiğim tek dua Fatiha’dır. Onu da gerektiğinde üç kez okurum.
İçimden şöyle geçer:
“Birinde eksik okuduysam, üç Fatiha denemesiyle bir tam Fatiha duası okumuş olurum..”
***
Bugün geldiğimiz noktada… Maddiyat büyüdü. Para… mal… statü…
Ama aynı oranda hatta daha fazla bir boşluk da büyüdü.
İşte o boşluk, maneviyatı ihtiyaç haline getirir..
Maneviyat nedir?
Sadece namaz değildir.
Sadece oruç değildir.
Maneviyat, sevgidir, saygıdır, vicdandır. Bir insanın gözünün içine bakıp, onu gerçekten anlamaktır.
Kıbrıslı Türkler, belki çok gösterişli bir dini hayat yaşamaz. Ama Kıbrıslı Türklerin vicdanı güçlüdür. İnsan ilişkilerinde maneviyatı hisseder.
İnanç, vicdanla buluştuğu zaman anlam kazanır.
Zorla değil, içtenlikle.
Bayramlar da aslında bunun içindir. Birbirimizi hatırlamak için… Kırgınlıkları silmek için…
İnsan olduğumuzu yeniden hissetmek için…
Bayram, sadece dini bir gün değildir. Toplumsal bir aynadır. O aynaya baktığımızda…
Ne olduğumuzu değil, nasıl insan olduğumuzu görürüz.
Bu duygularla, bayramın gerçek anlamını vicdanında taşıyan tüm halkımızın bayramını kutluyorum.



