Derviş Doğan

Çözüm Zemini İstemiyorlar..

Kıbrıs meselesi, yalnızca iki toplumun siyasi anlaşmazlığı değil; aynı zamanda yıllardır beslenen korkuların, kimlik kaygılarının ve güç dengesi hesaplarının iç içe geçtiği çok katmanlı bir sorun. Bu yüzden çözüm arayışları her seferinde umutla başlasa da, çoğu zaman aynı noktada tıkanıyor. Bunun nedeni yalnızca diplomatik başarısızlıklar değil; adanın hem kuzeyinde hem güneyinde çözüm zeminini sistemli biçimde aşındıran yapılar ve zihniyetlerdir.

Her iki tarafta da statükodan beslenen kesimler var. Bu kesimler için mevcut durum, belirsizliklerine rağmen bir tür konfor alanı sunuyor. Çünkü çözüm, sadece siyasi haritaların değişmesi anlamına gelmez; aynı zamanda güç ilişkilerinin, ekonomik çıkarların ve ideolojik söylemlerin de dönüşmesi demektir. Bu dönüşüm ise, bazı çevreler için ciddi bir risk olarak görülür. İşte tam bu noktada, “çözüm karşıtı refleks” devreye girer.

Bu refleks çoğu zaman açıkça dile getirilmez. Bunun yerine korkular üzerinden inşa edilir: güvenlik endişeleri, kimlik kaybı korkusu, geçmiş travmaların sürekli canlı tutulması… Bu söylemler toplumun geniş kesimlerine nüfuz ettikçe, barış fikri bir “tehdit” gibi sunulmaya başlanır. Böylece çözüm ihtimali daha filizlenmeden zayıflatılır.

Faşizan olarak nitelendirilebilecek bu yaklaşımın en belirgin özelliği, karşı tarafı mutlak bir tehdit olarak konumlandırmasıdır. Diyalog yerine duvar örmeyi, empati yerine öfkeyi besler. Bu anlayış yalnızca siyasi aktörlerle sınırlı değildir; medya, eğitim ve hatta gündelik dil üzerinden yeniden üretilir. Her iki toplumda da benzer mekanizmaların işlemesi, sorunun ne kadar simetrik bir şekilde derinleştiğini gösterir.

Oysa Kıbrıs’ta çözüm, teknik bir anlaşmadan çok daha fazlasını gerektirir. Bu, zihniyetlerin değişmesini, geçmişle yüzleşmeyi ve ortak bir gelecek tahayyülü kurmayı zorunlu kılar. Ancak mevcut durumda, bu tahayyülün önüne sistemli biçimde set çeken bir direnç söz konusu. Bu direnç kırılmadan atılacak her adım eksik kalacaktır.

Yine de bu tabloyu tamamen umutsuz olarak görmek doğru değil. Çünkü her iki tarafta da çözümü savunan, barışın mümkün olduğuna inanan güçlü bir toplumsal damar var. Bu kesimler çoğu zaman daha az görünür olsa da, adanın geleceği açısından belirleyici bir potansiyel taşıyor.

Kıbrıs’ta gerçek bir çözümün yolu, yalnızca müzakere masalarından değil; aynı zamanda bu statükocu ve ayrıştırıcı zihniyetle yüzleşmekten geçiyor. Aksi halde, her yeni girişim eski korkuların gölgesinde kalmaya mahkûm olacak.

Velhasıl mesele, yalnızca siyasi liderlerin iradesi değil; toplumların hangi hikâyeye inanmayı seçeceğiyle ilgilidir. Ya geçmişin korkularına tutunulacak ya da ortak bir geleceğin cesur ihtimali inşa edilecek. Kıbrıs’ın kaderi, tam da bu tercihin içinde şekilleniyor.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu