Hasan Hastürer

Çözümsüzlüğe sessizce alışmak tehlikesi….

 Kıbrıs Rum Basını, kamuoyunu eğilimlerini öğrenmeye yetmez. Kamuoyuyla Rum siyasi liderliğini aynı çizgide değerlendirmek çoğu zaman doğru sonuç vermez. Rum basını, kamuoyunu değil, siyasileri yansıtır.

Rum basınında hükümete dönük eleştiriler vardır. Muhalif gazeteler de vardır. Ancak iş dönüp dolaşıp Kıbrıs sorununa geldiği zaman tablo değişir. İktidara muhalif görünen yayın organları bile resmi tezlerden kolay kolay uzaklaşmaz. Eleştirinin sınırı vardır. Özellikle Kıbrıs sorununun ana ekseninde Rum liderliğinin kırmızı çizgilerine ciddi şekilde temas edilmez.

   Kıbrıs Türk basını ise çok daha farklıdır. Dağınık da olsa, sert de olsa, zaman zaman ölçüyü kaçırsa da daha eleştirel bir karakter taşır. Kendi liderliğini, kendi siyasi yapısını, hatta kendi tezlerini sorgulama konusunda daha rahattır. Bu farkı bilmeden Rum basınını okumak insanı yanlış sonuçlara götürebilir.

***

Rum liderliği en yalın haliyle iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı bir çözümü gerçek anlamda istemiyor. Bilerek iki devletli çözümü bu tartışmanın içine koymuyorum. Çünkü oraya gelene kadar mevcut statükonun sürdürülmesi tercih ediliyor.

   Rum tarafının temel yaklaşımı şudur: Görüşmeler devam etsin ama sonuç üretmesin.

   Çözüm ister gibi görünmek uluslararası alanda önemlidir. Özellikle Avrupa Birliği içinde ve Birleşmiş Milletler zemininde uzlaşmaz taraf görüntüsü vermek istemiyorlar. Ancak çözümün özü olan siyasi eşitlik konusu gündeme geldiği zaman geri çekiliyorlar. Çünkü gerçek bir siyasi eşitlik paylaşılmış egemenliği kabul etmeyi gerektirir. Rum liderliği tam da burada duruyor.

   Tam da bu nedenle Tufan Erhürman ismi Rum tarafında dikkatle izleniyor. Çünkü Erhürman hem müzakereye açık hem de çözüm perspektifi olan bir siyasetçi görüntüsü veriyor. Daha önemlisi ortaya koyduğu ilkeler çözümü zorlaştıran değil kolaylaştıran ilkeler olarak görülüyor. Bu durum Rum tarafında alışılmış rahatlığı bozuyor.

***

Rum basınındaki bazı değerlendirmeler aslında gerçeğin itirafı gibi okunabilir. “Kıbrıs sorunu bugün donmuş bir yönetim aşamasında görünüyor” deniliyor. Devamını okuyalım:

   “Kıbrıs sorunu bugün bir nevi ‘donmuş yönetim’  aşamasında görünüyor. Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler müzakerelerin yeniden başlamasını istediklerini açıklasalar da, pratikte iki farklı siyasi çerçeve içinde hareket ediyorlar. Kıbrıs Rum tarafı, BM kararları temelinde iki kesimli, iki toplumlu bir federasyon çözümünden bahsetmeye devam ediyor, ancak Türkiye’nin dostane görmediği ülkelerle kurulan paralel ittifaklar, müzakerelerin başlamasına yardımcı olmuyor. Diğer taraftan, Kıbrıs Türk liderliği, Ankara ile tam bir uyum içinde, artık açıkça ‘egemen eşitlik’ ve iki devletli çözüm mantığını savunuyor. Bu stratejik mesafe, ‘düşük siyaset’ konularında bile anlaşmayı son derece zorlaştırıyor.

Aynı zamanda Kıbrıs sorunu, önceki yıllarda var olan acil çözüm hissini de kaybetmiş durumda. Bölücü hattın her iki yanındaki günlük yaşamın ciddi bir kargaşa yaşanmadan devam etmesi, bölünmüşlüğe karşı kademeli bir alışkanlık yaratıyor. Yeni nesiller ortak bir yaşam deneyimi olmadan büyürken, siyasi liderlik genellikle uzlaşma için siyasi bedel ödemek yerine iç kamuoyunu yönetmeye odaklanıyor.”

***

Çünkü çözüm siyasi bedel ister.

Al ver gerektirir.

Cesaret gerektirir.

   Kıbrıs sorununun çözümünde en önemli unsur yalnızca liderler değildir. Sokaktaki talep de belirleyicidir. Eğer çözüm yönünde toplumsal baskı azalırsa liderlikler mevcut düzenin konforuna teslim olur. Çözümsüzlük kalıcılaşır.

   En büyük tehlike de budur… Sessizce alışmak…

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu