Hasan Hastürer

Demokrasinin güvencesi nitelikli vatandaşlardır…

Demokrasi, yalnızca sandığın kurulup oyların sayılması değildir.

   Temsili demokrasinin özü, vatandaşın kendi adına konuşsun diye birilerine vekâlet vermesidir. Seçilmiş siyasetçi halkın üstünde değil, halk adına görev yapan geçici temsilcidir. Bu gerçeğin unutulduğu yerde siyasetin zemini kayar, güven duygusu aşınır.

   Bir milletvekili seçim döneminde halka verdiği sözleri seçildikten sonra unutursa, yalnızca siyasi tutarsızlık yaşamış olmaz. Aynı zamanda aldığı vekâletin ahlaki meşruiyetini de tartışmalı hale getirir.

Çünkü vatandaş oy verirken yalnızca parti rozeti satın almaz. Bir anlayışa, bir söze, bir programa ve en önemlisi güvene yatırım yapar.

Milletvekili diyerek konuya girdim, çünkü, pek çok milletvekilinin kişisel beklentileri, onların özelikle sorgulanmalarına nedendir.

***

   Çok partili parlamenter sistemlerde siyasi partilerin seslendirdiği konuların toplumun gerçek sorunlarıyla paralellik taşıması gerekir. Bunun başka bir adı daha vardır: Vatandaşın öncelikleriyle, siyasetçinin önceliklerinin örtüşmesi.

   Bugün Kuzey Kıbrıs’a baktığımız zaman en temel sorulardan biri şudur:

   Vatandaşın gündemiyle siyasetçinin gündemi ne kadar örtüşüyor?

   Kimse aksini kolay kolay söyleyemez. Halkın çok büyük çoğunluğunun önceliği geçim derdidir. Hayat pahalılığıdır. Elektriktir, kiradır, çocuk okutma telaşıdır, market fişidir. İnsanlar sabah uyandığı zaman önce siyasi tartışmaları değil, cebindeki paranın gün sonuna yetip yetmeyeceğini düşünüyor. Ekrandan ya da sosyal medyadan Mecliste yapılan konuşmaları dinlerken de durum farklı değildir.

Ancak siyasetin önemli bir bölümü maalesef seçim hesaplarına sıkışmış görünmektedir.

   Kimin aday olacağı, hangi partinin kaç vekil, kaç belediye başkanlığı kazanacağı, konuşulurken vatandaşın mutfağındaki yangın geri planda kalabiliyor.

***

Bu nedenle son yılların en popüler toplumsal yakınmalarından biri sürekli tekrar ediliyor:

   “Vatandaşın derdi geçim, onların derdi seçim.”

   Bu cümle aslında oldukça tehlikeli bir saptamadır. Çünkü vatandaşın demokrasiye olan inancını aşındırma riski taşır. Oysa temsili demokraside seçim küçümsenecek bir süreç değildir. Tam tersine vatandaşın en güçlü olduğu yerdir.

   Sandık, yurttaşın hesap sorduğu yerdir.

   Sandık, memnun değilse önceki vekiliyle, hatta partisiyle yaptığı sözleşmeyi feshettiği yerdir.

   Sandık, yeni bir temsilciyle yeni bir güven ilişkisi kurduğu yerdir.

Bu nedenle hiçbir vatandaş “Oyumu verdim, görevim bitti” yanlışına düşmemelidir. Demokrasi yalnızca seçim günü hatırlanırsa eksik kalır. Seçilmişler görev süreleri boyunca takip edilmeli, sorgulanmalı, doğru yaptıkları zaman alkışlanmalı, yanlış yaptıkları zaman açık biçimde eleştirilmelidir.

***

Yeniden seçilmek isteyen siyasetçi ne yaptığının hesabını verebilmelidir. İlk kez aday olan biri ise neden aday olduğunu topluma güven verecek açıklıkta anlatabilmelidir.

   “Adayları boş verin, partiye bakın” yaklaşımı ise bir yere kadar doğrudur. Çünkü partileri kaliteli yapan şey tabelaları değil, insan kaynağıdır. Nitelikli üyeler, nitelikli yöneticiler ve nitelikli meclis grupları olmayan partilerin topluma kaliteli siyaset sunması kolay değildir.

Önümüzde hem yerel, hem genel seçimler var.

Bu satırlar bir siyasi çağrıdan çok, düşünmeye davettir. Çünkü güçlü demokrasi yalnızca iyi siyasetçilerle değil, bilinçli vatandaşlarla mümkündür. Demokrasinin güvencesi nitelikli vatandaşlardır.

   Nitelikli vatandaş, şahsi değil, toplumsal düşünendir.

   Nitelikli vatandaş, takım tutar gibi parti tutmayandır.

   Nitelikli vatandaş, bireysel mutluluğun, toplumsal mutluluktan beslenmesi gerektiğini bilendir.

   Nitelikli vatandaş, yurdundan ve demokrasiden umudunu asla kesmeyendir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu