Gençler “Bu ülke sizindir” demek yetmiyor…

Bugün 19 Mayıs…
Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı
Törenler yapılacak. Meydanlar dolacak. Bayraklar rüzgârla yarışacak. Gençler şiir okuyacak, halk oyunları sergilenecek, gösterileri yapılacak.
Protokol sıralarında oturanlar ise mikrofonu ellerine aldıkları zaman geleceğin gençlerde olduğunu söyleyecek. En parlak cümleler kurulacak. En yüksek perdeden umut dağıtılacak.
Ancak mesele tam da burada başlıyor.
Çünkü gençler artık sadece söylenene değil, yaşanılana bakıyor.
***
Bizim kuşağın gençliğiyle bugünün gençliği arasında ciddi fark vardır. Biz daha sabırlıydık. Daha kanaatkârdık. Zorluk çekmeyi hayatın doğal bir parçası gibi görüyorduk. Çalışırsak, mücadele edersek, biraz da dişimizi sıkarsak bir yere gelebileceğimize inanıyorduk. Hayallerimiz daha küçüktü belki ama, umutlarımız daha dirençliydi.
Bugünün gençleri ise dünyayı avuçlarının içinde taşıyor. İnternet sayesinde sadece Lefkoşa’yı, Mağusa’yı, Girne’yi değil; Londra’yı, Berlin’i, Toronto’yu da görüyorlar. Dünyanın nasıl yaşadığını biliyorlar. Kuyunun dibinde değiller. Gökyüzünün kuyunun ağzı kadar olmadığını çok iyi biliyorlar.
***
En önemlisi de adalet duyguları çok güçlü.
Anne babalarının, dedelerinin bu topraklar için ne bedeller ödediğini biliyorlar. Yokluk yıllarını dinleyerek büyüdüler. Mücadeleyi öğrendiler. Şehitlerin ne anlama geldiğini öğrendiler.
Bayrağın neden önemli olduğunu anlamıyla kavradılar.
Ancak aynı gençler başka bir gerçeği daha görüyor.
Özveri toplumca yapılırken, kazanımların eşit paylaşılmadığını görüyorlar.
Birilerinin sürekli fedakârlık istediğini ama fedakârlığın yükünü hep aynı insanların taşıdığını fark ediyorlar. Torpilin ön plana çıktığı yerde çalışkanlığın değersizleştiğini görüyorlar. İyi eğitim alan gençlerin işsiz kaldığını, liyakatin çoğu zaman geri planda kaldığını görüyorlar.
İşte kırılma tam da burada yaşanıyor.
***
Gençler artık sadece hamasi nutuklarla ikna olmuyor.
“Bu ülke sizindir” demek yetmiyor.
Eğer o ülkede genç insan geleceğini göremiyorsa, söyledikleriniz havada kalır. Genç insanın umudu kırılmışsa, törenlerde söylenen marşların etkisi kısa sürer.
Bugün en büyük milli diye tanımlayabileceğimiz meselelerden biri gençlerin geleceğini uzaklarda görmesidir..
Çünkü gençler yalnızca para kazanmak için gitmiyor.
Değer görmek için gidiyorlar.
Adalet aradıkları için gidiyorlar. Emeklerinin karşılığını almak istedikleri için gidiyorlar. Huzurlu yaşamak istedikleri için gidiyorlar.
Eğer gençleri bu topraklarda tutmak istiyorsak önce samimi olacağız.
Onlara sadece geçmişi anlatmayacağız, gelecek de sunacağız.
Sadece sabır istemeyeceğiz, güven vereceğiz.
Sadece nutuk atmayacağız, KKTC’yi adaletli yöneteceğiz.
Çünkü gençler artık sözden çok yaşanmış gerçeğe inanıyor.
Ve unutulmamalıdır ki bir toplum gençlerini kaybetmeye başladığı gün, geleceğini de sessizce kaybetmeye başlamıştır.
***
Halim Yağcıoğlu’nun “Atatürk’ten son mektup” isimli şiirinin son bölümüyle yazıma noktayı koyuyorum:
“Arayı kapatmanızı istiyorum uygar uluslarla
Bilime, sanata ulaşılmaz rezil dalkavuklarla
Bu vatan, bu canım vatan, sizden çalışma ister
Paydos övünmeye, paydos avunmaya, yeter yeter..
Mustafa Kemal’i anlamak aldatmak değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.



