Japonya Büyükelçisi Satoshi Iwasaki ile görüştüm… Japonları düşündüm…

Japonya’nın Lefkoşa Büyükelçiliği resmen 1 Ocak 2018’de faaliyete geçti… Aynı yıl içerisinde onlardan gelen istekle temaslarımız başladı. Şu an üçüncü büyükelçi Satoshi Iwasaki, görevde. İletişimimiz kesintisiz devam ediyor.
Etkinliklerine katıldım, büyükelçilik konutunda kişisel davetle yemeklerine konuk oldum.
Her defansında Japonlara duyduğum saygı, sevgi arttı… Genelleme yapmak yanlış olsa da Japonlara yönelik hayranlığım hep yüksek düzeyde kaldı.
***
Yaklaşık on gün önce aldığım davetle dün saat 10’da Güney Lefkoşa’nın Strovolo semtindeki Japonya büyükelçiliğine gittim.
Çok katlı bir binanın ikinci katı Japonya Büyükelçiliği. Gösterişsiz, yalın ama işlevsel.
Düzen ve pozitif disiplin ikinci katın asansörün kapısı açıldığı andan hissediliyor.
***
Büyükelçi Satoshi Iwasaki, sıcak bir konukseverlikle karşıladı. Müsteşar, Misyon Şef Yardımcısı Mayuko Hori ve Birinci Sekreter Sophi Elsammi, geleneksel saygı göstergesiyle bize katıldı ve Büyükelçinin makam odasında görüşmeye geçtik.
Diplomasinin bildik baskısı yok.
İnsani değerlerin, saygının, sevginin egemenliğinde bir sohbet.
***
Hem gidişte hem dönüşte anı dağarcığımda Japonya ve Japonlarla ilgili birikimlerimi düşündüm elbette.
1985’te gitmiştim Japonya’ya… Teknoloji ve geceleri Tokyo’nun ışıltısından çok etkilenmiştim. İnsanları saygı ve sevgisi sizi de kendiliğinden o çizgiye çekiyordu.
Aklımda geçenleri özetleyim önce…
Japan küçük bir ada ülkesi değildir sadece… Aynı zamanda karakterin, disiplinin, toplumsal ahlakın ve insan kalitesinin nasıl bir medeniyet inşa edebileceğinin yaşayan örneğidir.
Kendi adıma Japonlar’a olan saygımın da sevgimin de neden sonsuz olduğunu anlatırken romantik bir hayranlıktan söz etmiyorum. Daha çok insanı düşündüren, insanı kendi toplumuyla kıyas yapmaya zorlayan bir gerçeklikten söz ediyorum.
Japon insanına baktığım zaman önce düzen görüyorum.
Ancak korkudan kaynaklanan bir düzen değil bu.
İçselleştirilmiş bir toplumsal sorumluluk düzeni…
Kimsenin görmediği yerde de kurala uymayı erdem sayan bir anlayış.
Yere çöp atmamanın sadece ceza korkusuyla değil vicdanla bağlantılı olduğu bir kültür.
En çok da bu etkiliyor beni.
***
Deprem olur… Tsunami olur… Şehir yerle bir olur…
İnsanlar yağmaya başlamaz. Market basılmaz. Kaos kutsanmaz.
Tam tersine insanlar birbirine yardımcı olur. Sıraya girer. Sabreder. Toplumsal dayanışmayı büyütür.
İşte o noktada anlıyorsunuz…
Medeniyet dediğiniz şey sadece teknoloji değildir. Karakterdir.
Japonya denince elbette teknoloji akla geliyor. Hızlı trenler… Robotlar… Elektronik devleri…
Ama bana göre Japon mucizesinin temeli teknoloji değil eğitimdir. Çocuk yaşta verilen ahlak eğitimidir. Topluma zarar vermemeyi öğreten anlayıştır.
Bizim coğrafyada çoğu zaman zeki insan yetiştirmeye çalışıyoruz. Oysa Japonlar önce iyi insan yetiştiriyor. Aradaki fark budur.
***
Bir başka hayranlık duyduğum yönleri de gelenekle modernliği kavga ettirmemeleridir.
Bir yanda dünyanın en ileri teknolojisini üretirken öte yanda yüzlerce yıllık çay seremonisini yaşatabiliyorlar. Kimliklerini kaybetmeden çağdaş kalabiliyorlar. Bu çok önemlidir.
Çünkü çağdaşlaşmak köksüzleşmek değildir. Japonlar bunu başardı. Belki de en çok bu nedenle saygıyı hak ediyorlar.
Çalışma kültürleri de dikkat çekicidir. Yaptıkları işi küçümsemezler. İşini iyi yapmak Japon kültüründe bir gurur meselesidir. Küçük görülen bir işi bile büyük bir ciddiyetle yaparlar.
Bu nedenle kalite tesadüf olmaz. Toplumun karakterinden doğar.
Elbette Japon toplumunun da sorunları vardır. Mükemmel toplum yoktur.
Aşırı çalışma baskısı…Yalnızlık… İçe kapanıklık… Bunlar da konuşulan gerçeklerdir.
Ancak bütün bunlara rağmen Japon halkı dünyanın en saygın toplumlarından biri olmayı sürdürüyor.
Çünkü güven veriyorlar.
Samimiyet hissi yaratıyorlar.
Ve en önemlisi kendilerine saygıları var. Kendine saygısı olan toplum başkasına da saygı duyar.
Haritada bakınca Japonya uzak görünebilir. Ama bazı toplumlar kilometreyle değil değerleriyle yakın olur.
***
Japonların geleneksel kültürel farklılıkları gibi, diplomatlarının da öteki ülkelerin diplomatlarından bariz farklılığı var.
Dün bunu bir kez daha hissettim.
Adada Japon Büyükelçiliği 8 yıldır.
Dün, özel kaselerde yeşil toz çaydan yapılmış çaylarımızı içerek yaptığımız sohbette bir kez daha gördüm ki, Japonya Kıbrıs sorununda radikal bir farklılık göstermese de insan odaklı bir yaklaşımla Kıbrıs Türk Halkına, tüm yönleriyle saygı duyuyor.
Kıbrıs Türk tarafının beklentilerine karşılık verecek adımlar atmasalar da söylem ve yaklaşımlarıyla bizleri incitmek de istemiyorlar.
Bizim her türlü diplomatik temastan, hızla siyasi anlam ve kazanç elde etme yaklaşımımız, ilk adımların atılmasında çekingenlik nedeni oluyor mu?
Oluyor.
Daha önceki iki büyükelçi de gördüğüm yaklaşımı dün de Satoshi Iwasaki’de de gördüm. Diplomatik disiplinleri, görev başında kişisel yaklaşım ortaya koymalarına izin vermiyor. Ancak konuşmalarındaki sıcaklık, hem söylediklerini hem de söylemediklerini anlamanızı kolaylaştırıyor.
Genelde gazeteciler bu tür görüşmelerde daha fazla soru sorar…
Japonya Büyükelçiliği ve bizzat büyükelçi, Kıbrıs Türk tarafında yaşananlardan ve gündemimizde, detay olmadan haberdar.
Daha çok soru soran taraf olarak, başlıkların altını doldurmaya çalıştılar.
… Görüşmemiz bitti. Girişteki saygı ve sevgiyle uğurlandım.. Yaptığım görüşme siyasi bir görüşmeydi ama ayrılırken bir huzur terapisinden çıkmış gibiydim.




