Vatandaşlık Konusu…

Kuzey Kıbrıs’ta yeniden vatandaşlık tartışması yaşanıyor. Açıklanan son listede 95 kişiye vatandaşlık verildiği ortaya çıktı. Bu isimler arasında eski AK Parti milletvekillerinden Metin Metiner ile KKTC Merkez Bankası Başkanı Rifat Günay’ın da bulunması, haliyle kamuoyunda yeni bir tartışma başlattı.
Aslında mesele yalnızca birkaç kişiye vatandaşlık verilmesi değildir. Mesele, bu ülkenin uzun yıllardır cevap aradığı çok daha derin bir sorundur: “Vatandaşlık nedir ve kimler hangi kriterlerle bu ülkenin asli parçası haline getirilmektedir?”
Bir devletin istisnai vatandaşlık verme hakkı elbette vardır. Dünyanın birçok ülkesinde yatırımcıya, akademisyene, sanatçıya veya devlete katkı sunduğu düşünülen kişilere özel vatandaşlık verilebilmektedir. Buna kimse kategorik olarak itiraz etmez. Ancak KKTC’de mesele artık hukuki bir işlem olmaktan çıkmış, doğrudan siyasi ve toplumsal bir mesele haline gelmiştir.
Çünkü Kuzey Kıbrıs’ta vatandaşlık konusu yalnızca pasaport meselesi değildir. Bu mesele; nüfus yapısını, temsiliyeti, seçim sonuçlarını, kültürel kimliği ve hatta toplumun geleceğe dair güven duygusunu doğrudan etkileyen bir başlıktır.
Hal böyleyken toplumun doğal olarak bazı sorular sorması kaçınılmazdır:
Bu vatandaşlıklar hangi objektif kriterlere göre verildi? Bu insanlar devlete ne tür bir katkı sundu? Yıllardır bu ülkede yaşayan, çalışan, vergi veren ama hâlâ vatandaşlık alamayan insanlara neden aynı yaklaşım gösterilmiyor? Kararlar hukuki kriterlerle mi yoksa siyasi yakınlıklarla mı alınıyor?
Asıl problem de tam burada başlamaktadır.
Çünkü şeffaflık ortadan kalktığında, devletin yaptığı en meşru işlem bile toplum nezdinde tartışmalı hale gelir. İnsanlar süreçlerin adil işlemediğini düşündüğünde yalnızca hükümete değil, devlet mekanizmasının tamamına olan güven zedelenir.
Daha da önemlisi, KKTC gibi zaten uluslararası alanda kimlik, temsil ve egemenlik mücadelesi veren bir yapıda vatandaşlık konusunun sürekli siyasi tartışmaların merkezinde olması, toplumsal kırılmayı derinleştirmektedir.
Bugün birçok insanın rahatsızlığı aslında Metin Metiner veya Rifat Günay’ın şahsından bağımsızdır. Tepki, yıllardır oluşan “bu ülkede kurallar herkese eşit uygulanmıyor” algısınadır.
Devlet dediğiniz yapı, kişilere göre değil kurallara göre yönetilmelidir. Vatandaşlık ise siyasi yakınlığın değil, açık ve net kriterlerin sonucu olmalıdır.
Aksi halde vatandaşlık bir hukuk meselesi olmaktan çıkar, toplumun gözünde siyasi sadakatin ödülü gibi algılanmaya başlanır. İşte o noktada zarar gören yalnızca hükümetler değil, devletin kurumsal itibarı olur.
