Hasan HastürerYazarlar

Galiba etraflarında sağlam ayna bırakmadılar…

STRAZBURG- Bu satırları dün Strazburg’dan Kıbrıs’a dönüş yolculuğuna başlamadan hemen önce yazıyorum.
Önceki gün Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye Raporu’nun oylanmasını izledim. Oylama tamamlandıktan sonra değerlendirmemi yazdım, ardından Avrupa Parlamentosu binasından ayrıldım.
Şehir merkezindeki otele döndüm. Kısa bir dinlenmenin ardından kendimi Strazburg sokaklarına bıraktım.
Strazburg gerçekten temiz, düzenli ve huzurlu bir şehir. İnsanlar cennet beklentisini öteki dünyaya bırakmamış. Cenneti günlük hayatlarında huzur içinde yaşıyorlar.
***
Ancak yürürken bir gerçeği bir kez daha fark ettim.
Bedenim Strazburg’daydı ama aklım Kuzey Kıbrıs’taydı.
Aslında bu benim için yeni bir durum değil.
Dünyanın neresine gidersem gideyim, Kıbrıs’ı da yanımda, aklımda, yüreğimde götürüyorum. Kıbrıs sorunu yalnızca aklımda ya da yüreğimde değil,  bedenimin neredeyse her hücresinde benimle birlikte yolculuk ediyor.
***
Ne yazık ki bu duygu huzur çağrıştırmıyor.
Ülkemdeki belirsizlik, iç çekişmeler, bitmeyen siyasi hesaplar ve siyasetin toplam kalite bakımından yetersizliği insanın ruhuna adeta siyah boya döküyor.
***
Bizim en temel meselelerimizden biri siyasette saydamlık, açıklık ve hesap verebilirlik ilkelerine yeterince bağlı kalınmamasıdır.
Hatta buna bir kavramı daha eklemek gerekir:
Samimiyet.
Samimi olmayan bir insanın saydam olması mümkün değildir. Açık olması da mümkün değildir. Hesap verebilir olması ise hiç mümkün değildir.
Çünkü samimiyet bütün bu değerlerin temelidir.
***
Siyaset, dansözlere haksızlık olacak ama dansöz gibi kıvırmak değildir.
Siyaset, söylediğiniz sözün arkasında durabilmektir.
Elbette görüş değişebilir. Şartlar değişebilir. Yeni bilgiler ortaya çıkabilir. Ancak değişimin de gerekçesi olur. Gerekçesini ortaya koyarsanız insanlar sizi anlar.
Gerekçeli duruş aslında samimiyetin bir başka adıdır.
***
Çok merak ediyorum.
Siyasi erk sahibi olanların kaçı yaptıkları açıklamaları daha sonra yeniden okuyordur?
Ya da kendi açıklamalarını okurken samimiyet bakımından kendilerine kaç puan veriyorlardır?
Bir zamanlar western filmleri çok popülerdi. O filmlerde düello sahneleri ,eksik olmazdı. Tabancayı ilk çeken ve ilk kurşunu sıkan düelloyu kazanırdı.
Bizde ise düello yok.
Bizde “hodri meydan” kültürü türedi.
Ancak hodri meydanların devamı gelmiyor.
Meydan okunuyor ama meydanda kalınmıyor.
Önümüzde yerel ve genel seçimler var.
Aylar önce olası senaryoları yazmıştım. O yazıda meseleye toplumsal yarar açısından değil, partilerin ve bireylerin siyasi hesaplarıyla bakıldığında ortaya çıkabilecek tabloyu anlatmaya çalışmıştım.
Bugün geldiğimiz noktada manzara neredeyse aynıdır.
Hâlâ netlik yok.
Sadece iktidarla muhalefet arasında değil, koalisyon ortaklarının kendi içinde bile güçlü bir birliktelik görüntüsü bulunmuyor.
Belirsizlik, içi boş söylemler ve samimiyetten uzak yaklaşımlar topluma hiçbir şey kazandırmaz.
Dahası, toplum kaybederken kazanmaya çalıştığını düşünen siyasetçiler de aslında göz göre göre kaybediyor.
Bunu görebilmeleri için aynaya bakmaları yeterli olurdu.
Ama galiba etraflarında sağlam ayna bırakmadılar.
Çünkü gerçeklerle yüzleşmek, çoğu zaman gerçekle yaşamaktan daha zor geliyor.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu