Statükonun Değirmenine Su Taşındı …

New York’ta gerçekleştirilen temasların ardından yapılan açıklamalara bakıldığında, ortaya çıkan tablo aslında yeni bir gerçeği değil, yıllardır süregelen çıkmazı bir kez daha gözler önüne serdi.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in verdiği mesajın özeti şuydu: “Siz henüz hiçbir temel konuda anlaşamıyorsunuz. Önce Güven Artırıcı Önlemler konusunda ilerleme sağlayın, ardından müzakere usulünde ortak bir zemine ulaşın, daha sonra çözümün özüne ilişkin başlıkları konuşmaya başlayın. Garantör ülkeler de bu sürece destek versin. Ondan sonra 5+1 formatındaki yeni bir toplantıyı düşünürüz.”
Bu ifadeler diplomatik bir dille kurulmuş olsa da, satır aralarında önemli bir gerçek yatıyor. Taraflar arasında bırakın nihai çözümü, müzakerenin nasıl yürütüleceği konusunda bile ortak bir anlayış bulunmuyor.
Oysa Kıbrıs sorunu onlarca yıldır aynı cümlelerin tekrar edildiği, aynı umutların yeşerip aynı hayal kırıklıklarıyla sona erdiği bir dosya hâline geldi. Her yeni görüşme öncesinde beklentiler yükseliyor, görüşmeler sonrasında ise herkes kendi tezinin güçlendiğini savunuyor. Ancak sahadaki gerçek değişmiyor.
Bugün gelinen noktada kazanan ne federasyon tezi oldu ne de iki devletli çözüm yaklaşımı. Bana göre kazanan bir kez daha statüko oldu.
Statüko, hiçbir risk almadan yaşamaya devam ediyor. Çözümsüzlük kendi düzenini koruyor. Siyasi liderler değişiyor, temsilciler değişiyor, özel temsilciler atanıyor, uluslararası toplantılar yapılıyor; fakat adadaki bölünmüşlük olduğu yerde duruyor.
Kaybeden ise her zamanki gibi bu adada yaşayan insanlar oluyor.
Kıbrıs Türkü uluslararası izolasyonların gölgesinde yaşamaya devam ediyor. Kıbrıslı Rumlar ise güvenlik kaygılarından ve çözümsüzlüğün ekonomik ve siyasi maliyetlerinden tamamen kurtulamıyor. İki toplum da yıllarını tüketen belirsizliğin bedelini ödüyor.
Elbette güven artırıcı önlemler önemlidir. Yeni geçiş kapıları açılması, çevre, enerji, kültürel miras veya gençlik projelerinde iş birliği yapılması toplumlar arasındaki güveni artırabilir. Ancak bunların hiçbirisi tek başına kapsamlı bir siyasi çözümün yerine geçemez.
Asıl ihtiyaç duyulan şey, tarafların birbirini dinlemeye gerçekten hazır olduğu, kırmızı çizgilerin ötesinde ortak bir gelecek tasavvurunu konuşabilecekleri siyasi iradedir.
Bugün geldiğimiz noktada 5+1 toplantısının ertelenmesinden çok daha önemli olan gerçek şudur: Taraflar hâlâ aynı masada aynı dili konuşamıyor.
Belki de en acı olan budur.
Çünkü takvimler ilerliyor, nesiller değişiyor, dünya değişiyor; fakat Kıbrıs meselesi hâlâ başladığı yerde dönüp duruyor.
Ve bu döngü devam ettiği sürece kazanan statüko olmaya devam edecek; kaybeden ise bir kez daha bu adanın insanları olacaktır.


