Londra’daki Kıbrıslı Türkleri doğru okumak, doğru tanımak…

Öyle gerçekler vardır ki, onları duymak hoşumuza gitmez. Ancak hoşumuza gitmeyen her gerçek, yanlış değildir. Tam tersine, bazen ilerlemenin ilk şartı, aynaya cesaretle bakabilmektir.
Ortak kabul gören verilere göre Avustralya’ya ilk Kıbrıslı Türkler 1948 yılında gitti.
İngiltere için ise güvenle yazabildiğim tarih 1952’dir. Belki o tarihten önce gidenler de olmuştur. Fakat tarih yazarken duyumlarla değil, doğrulanabilir bilgilerle hareket etmek gerekir.
Elde bulunan yaygın kaynaklar, İngiltere’ye kitlesel Kıbrıslı Türk göçünün 1952 yılında başladığını kabul etmektedir. Bununla birlikte, bundan önce eğitim, denizcilik veya bireysel çalışma amacıyla İngiltere’ye giden Kıbrıslı Türklerin bulunduğu da bilinmektedir. Dolayısıyla 1952, ilk bireysel gidişlerin değil, ilk düzenli göç dalgasının başlangıcı olarak değerlendirilmektedir.
***
Ben hiçbir zaman yurt dışına göç eden Kıbrıslı Türkleri suçlamadım. Onları, “Neden gittiniz?” diye sorgulamadım. Çünkü onların hangi şartlarda karar verdiğini biliyorum.
1974’e kadar Kıbrıs Türkü için bu adada güven veren bir gelecek yoktu. Can güvenliği kadar ekonomik güvenlik de eksikti. İstihdam sınırlıydı. Gençlere umut verecek üretim alanları oluşmamıştı. Doğruyu söylemek gerekirse, yaygın vasıflı iş gücüne de sahip değildik.
Bu nedenle insanlarımız göç etmedi, adeta kaçtı.
Nitekim yıllarca yurt dışında karşılaşan iki Kıbrıslı Türk birbirine “Ne zaman geldin?” diye değil, “Ne zaman kaçtın?” diye sorardı. Bu ifade bile dönemin ruhunu anlatmaya yeter.
İlginç olan ise şu… Kalıcı olarak yurt dışına yerleşenlerin önemli bir bölümü kazandıkları paraları Kıbrıs’a taşımadı. Ev yapan, yatırım yapan, üretime katkı koyanların sayısı, toplumun bütünlüğü dikkate alındığında oldukça sınırlı kaldı.
***
Önceki gün KIBRIS TV’de konuğum, henüz 15 yaşındayken 1979 yılında Londra’ya giden Nural Ezel’di.
1989’da Olay Gazetesi yayın hayatına başlarken önemli finansal akıl hocalarından biri olmuş, daha sonra tek başına gazetenin sahibi olmuştu. Gazetecilik iddiası taşımıyor. Ancak bir gazetenin ekonomik sürdürülebilirliği konusunda geliştirdiği fikirleri dinledikçe neden başarılı olduğunu daha iyi anladım.
Beni en çok etkileyen ise Londra’daki Kıbrıslı Türk toplumuna ilişkin gözlemleri…
Bir dönem yüzlerce Kıbrıslı Türk tekstil ve konfeksiyon sektöründe işverendi. Nural Ezel’in muhasebe şirketi, o yıllarda, iş yeri sahipleri adına, her hafta yaklaşık dört bin çalışanın maaş ödemelerini hazırlıyormuş.
Tekstil sektörü çöktü. Onunla birlikte Kıbrıslı Türklerin yaygın girişimcilik ruhu da büyük ölçüde geriledi.
Yerine kebapçılar, fish and chips dükkânları, marketler ve bir dönem oldukça yaygın olan taksicilik geldi.
***
Bugün ise tablo değişmiş durumda. Kıbrıslı Türklerden sonra İngiltere’ye giden Türkiye kökenliler, girişim cesaretiyle çok daha geniş bir işyeri ağı kurmayı başardı.
Yeni nesil Kıbrıslı Türkler ise daha çok üniversite eğitimi almayı, beyaz yakalı, avukatlık, mühendislik, bilişim alanındaki mesleklere yönelmeyi tercih ediyor. Bu elbette küçümsenecek bir tercih değildir. Ancak girişimcilik kültürünün zayıflaması da göz ardı edilmemesi gereken bir gerçektir.
***
Nural Ezel’in verdiği bir başka bilgi de üzerinde düşünmeye değerdi. Bugün Londra’da yaklaşık bir milyon Türkçe konuşan insan yaşıyor. Bu büyük kitlenin içinde ortak kimliğini en zayıf koruyan, birlikte hareket etme refleksi en cılız olan topluluklardan biri Kıbrıslı Türkler.
Acıdır ama gerçek budur.
Londra gibi dünyanın en önemli merkezlerinden birinde güçlü bir sivil toplum ağı, etkili bir lobi ve organize bir dayanışma oluşturabilecek potansiyelimiz var. Ancak bu potansiyeli kullanabildiğimizi söylemek mümkün değil.
Kimse içi boş nutuklarla bu gerçeğin üzerini örtmeye çalışmasın.
Bazen bir televizyon programı, yıllardır yapılamayan muhasebeyi yapma fırsatı verir.
Dünkü program benim için tam da öyleydi.
Şimdi yapılması gereken, anlatılanları alkışlamak değil, ders çıkarmaktır. Eğer Nural Ezel gibi yılların birikimini taşıyan insanların tecrübeleri dikkatle dinlenirse, belki de uzun yılların ihmallerinin en azından bir kısmını telafi etme şansını yakalayabiliriz.




