Yurt Ve Cemaat Yapılanması …

Ş
Bugün Türkiye’den gelen bir haber, yalnızca Türkiye’nin değil, Kıbrıs Türk toplumunun da dikkatle üzerinde durması gereken bir konuyu yeniden gündeme taşıdı.
Kamuoyunda “Süleymancılar” olarak bilinen yapılanmanın lideri Alihan Kuriş’in de aralarında bulunduğu 49 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Ankara merkezli soruşturma 17 ile yayıldı; 30 kişinin gözaltına alındığı, 123 adreste arama ve el koyma işlemi gerçekleştirildiği bildirildi. MASAK incelemelerinde ise bazı kişi ve şirketler üzerinden 100 milyar TL’yi aşan para hareketlerinin tespit edildiği ve bunların soruşturma kapsamında incelendiği açıklandı. Elbette bunların tamamı henüz yargı kararıyla kesinleşmiş suçlar değildir; soruşturmanın sonucunu beklemek gerekir.
Fakat bizim açımızdan asıl mesele, operasyonun kendisinden daha büyük bir sorudur:
Kıbrıs’ta ne oluyor?
Çünkü Süleymancılar meselesi Kuzey Kıbrıs açısından yeni değildir.
2024 yılında bu yapıyla bağlantılı olduğu belirtilen “Tahsil Çağındaki Talebelere Yardım Derneği” hakkında yurt faaliyetleri nedeniyle dava açılmış, özellikle ilkokul, ortaokul ve lise çağındaki çocukların barındırılması konusunda hukuki tartışmalar yaşanmıştır. Konu, çocuk hakları ve devletin eğitim üzerindeki denetimi açısından da gündeme gelmiştir.
İşte burada durup düşünmemiz gerekiyor.
Bir ülkede öğrenci yurdu açmak başka şeydir; çocukları ve gençleri belirli bir cemaat yapılanmasının ideolojik ve sosyal çevresi içerisinde yetiştirmek başka şeydir.
Devletin görevi insanların inançlarına karışmak değildir.
Ancak devletin görevi, çocuğun ve gencin eğitimini, güvenliğini ve özgür iradesini korumaktır.
Bu nedenle mesele “tarikatlara karşı mısınız, değil misiniz?” gibi basit bir tartışmaya indirgenmemelidir.
Mesele devlet otoritesidir.
Mesele hukuktur.
Mesele denetimdir.
Mesele çocuklarımızdır.
Kıbrıs Türk toplumu kendi eğitim sistemini, kendi yasalarını ve kendi kurumlarını oluşturmuş bir toplumdur. Bu ülkede faaliyet gösterecek her dernek, her vakıf, her yurt ve her eğitim kuruluşu aynı kurallara tabi olmalıdır.
Kim olduğuna bakılmaksızın.
Türkiye’den gelmiş olması, dini bir kimliğe sahip olması, güçlü bir cemaat yapılanmasının parçası olması veya arkasında ekonomik imkânların bulunması hiç kimseye ayrıcalık sağlayamaz.
Tam tersine…
Bugün Türkiye’de çok ciddi mali suç iddialarıyla bir soruşturmanın yürütülüyor olması, Kıbrıs’taki ilgili kurumların kendi ülkelerindeki faaliyetleri daha dikkatli incelemesi gerektiğini düşündürmelidir.
Burada yapılması gereken şey cadı avı değildir.
Hiçbir dini inanca mensup insanı töhmet altında bırakmak da değildir.
Yapılması gereken son derece basittir:
Kim hangi yurtta faaliyet gösteriyor?
Bu yurtların ruhsatları var mı?
Kim tarafından finanse ediliyor?
Çocuklar hangi yaş grubunda ve hangi şartlarda barındırılıyor?
Eğitim faaliyetleri hangi mevzuata göre yürütülüyor?
Yurtlarda çalışan ve eğitim veren kişiler kimlerdir?
Devlet bu kurumları düzenli olarak denetliyor mu?
Ve belki de en önemlisi:
Bu kurumların gerçek amacı yalnızca barınma hizmeti vermek midir, yoksa gençler üzerinde kapalı bir cemaat yapılanması oluşturmak mıdır?
Bu soruların cevabını vermek için bugünkü operasyonun sonucunu beklemek bile gerekmiyor.
Çünkü devletin denetim görevi bir suç soruşturmasına bağlı değildir.
Bir kurum yasal ise denetlenmelidir.
Bir kurum yasal değilse kapatılmalıdır.
Bir kurum çocuklarla ilgiliyse denetim çok daha sıkı olmalıdır.
Ve devlet, çocukların eğitim ve barınma hakkını hiçbir cemaatin, tarikatın veya kapalı yapılanmanın insafına bırakmamalıdır.
Kıbrıs küçük bir ülkedir.
Burada herkes birbirini tanır.
Bu durum bazen avantajdır, bazen de büyük bir tehlikedir.
Çünkü küçük toplumlarda güçlü ekonomik ve sosyal ağlar, zaman içerisinde devlet kurumlarının karşısında görünmez bir güç alanı oluşturabilir.
İşte buna izin verilmemelidir.
Devletin içinde cemaat olmaz. Cemaatin içinde devlet olmaz.
Devlet devlet olarak kalmalı; dini yapılar da kendi sınırları içerisinde, yasalar çerçevesinde faaliyet göstermelidir.
Bugün Türkiye’de yaşanan soruşturmanın sonucunu elbette yargı belirleyecektir.
Fakat Kıbrıs Türk toplumunun bundan çıkarması gereken ders bugünden bellidir:
Yurtlar denetlenmelidir.
Çocuklar korunmalıdır.
Paranın kaynağı bilinmelidir.
Eğitim devletin gözetiminde olmalıdır.
Ve hiç kimse “cemaat”, “vakıf”, “dernek” veya “dini hizmet” adı altında devletin denetiminden muaf tutulmamalıdır.
Çünkü mesele yalnızca Süleymancılar değildir.
Bugün Süleymancılar olur, yarın başka bir yapı…
Asıl mesele, devletin kendi ülkesindeki her türlü örgütlenmeye karşı eşit mesafede durup duramadığıdır.
Devlet varsa kural vardır.
Kural varsa denetim vardır.
Denetim varsa çocuklarımız güvendedir.
Bunun adı da inanç özgürlüğüne müdahale değil; hukuk devletini korumaktır


