Kıbrıs

Keser: Festivalin iptaline devlet politikasıyla karşılık verilmeli

Kıbrıs TV’de Seher Akbağ’ın konuğu olan Prof. Dr. Ulvi Keser, Nexus Festivali’nin iptalinin yalnızca kültürel bir karar olmadığını belirterek Türkiye ile KKTC’ye ortak strateji çağrısı yaptı.

Uluslararası İlişkiler Uzmanı ve Siyaset Bilimci Prof. Dr. Ulvi Keser, Kıbrıs TV’de Seher Akbağ’ın sunduğu “Güne Yansıyanlar” programında Nexus Festivali’nin iptalini, Kıbrıs sorunundaki son gelişmeleri ve Doğu Akdeniz’de artan gerilimi değerlendirdi.

Girne Kalesi yakınında 18 Eylül’de düzenlenmesi planlanan Nexus elektronik müzik festivali, Sırp organizasyon şirketi EXIT’in Güney Kıbrıs’taki siyasi tepkilerin ardından etkinlikten çekilmesiyle iptal edilmişti.

İptalin yalnızca bir müzik etkinliği üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Keser, yaşananları Kıbrıs Türk halkının uluslararası alandaki hukuki ve siyasi varlığını görmezden gelen yaklaşımın devamı olarak nitelendirdi.

“Bu yalnızca bir müzik performansı değil”

Keser, Kıbrıs Türklerinin eğitimden tarıma, kültürden spora kadar farklı alanlarda engellemelerle karşı karşıya kaldığını savunarak bunun yeni bir politika olmadığını söyledi.

1963-1974 döneminde Kıbrıs Türk toplumunun yalnızca güvenlik ve barınma sorunları yaşamadığını belirten Keser, öğrencilerin, çiftçilerin, balıkçıların ve üreticilerin de uluslararası faaliyetlerden uzak tutulduğunu ifade etti.

Uluslararası kuruluşlar tarafından düzenlenen eğitim, kurs, konferans ve çalıştaylara Kıbrıslı Türklerin katılımının engellendiğini ileri süren Keser, çiftçilere sağlanmak istenen kredi ve ekipmanların da Türk toplumuna ulaştırılmadığını söyledi.

Turizm ve kültür alanında da benzer uygulamalarla karşılaşıldığını belirten Keser, hazırlanan tanıtım materyallerinde Kıbrıs Türk toplumuna ait tarihî ve kültürel değerlerin görmezden gelindiğini savundu.

Keser, “Kültür, sanat, bilim ve spor faaliyetlerinde Kıbrıslı Türkler yok sayıldı. Dolayısıyla yaşadığımız hak gaspları yalnızca bugüne ait değildir. Yöntem zaman içerisinde değişse de hedef değişmedi” dedi.

Festivalin iptalinin bu tarihsel yaklaşımın günümüzdeki yansımalarından biri olduğunu savunan Keser, “Bunu yalnızca bir müzik performansı olarak değerlendirirsek asıl eksenden uzaklaşırız. Burada Kıbrıslı Türklerin meşruiyetini ve hukuki varlığını göz ardı eden bir çaba vardır” ifadelerini kullandı.

“İletişim ve algı mücadelesinde zayıfız”

Kıbrıs Türk tarafının uluslararası iletişim alanında yetersiz kaldığını belirten Keser, dijital teknoloji ve sosyal medyanın siyasi mücadelede önemli bir araca dönüştüğünü söyledi.

Sosyal medya üzerinden Kıbrıs Türkleri ve Türkiye aleyhine yoğun bir propaganda yürütüldüğünü savunan Keser, bu faaliyetlere günlük açıklamalar yerine uzun vadeli bir devlet politikasıyla karşılık verilmesi gerektiğini ifade etti.

Keser, “İletişim anlamında zayıfız. Psikolojik algı operasyonları, dezenformasyon, kara propaganda ve sosyal medya artık ülkelerin yumuşak gücünün en etkili araçları haline geldi. Bir mesajı dünyanın her köşesine ulaştırabiliyor ve neredeyse kalıcı hale getirebiliyorsunuz” diye konuştu.

Kıbrıs meselesinin siyaset üstü değerlendirilmesi gerektiğini belirten Keser, Türkiye ile KKTC arasında ortak ve sürdürülebilir bir iletişim stratejisi kurulmasını önerdi.

Festivalin iptaline kültür ve sanat alanındaki yeni organizasyonlarla karşılık verilebileceğini söyleyen Keser, KKTC ve Türkiye’den sanatçıların katılacağı geniş kapsamlı etkinliklerin yanı sıra uluslararası tiyatro, opera ve konser projelerinin hayata geçirilmesi gerektiğini kaydetti.

Keser, “Devlet çok geç kalmadan hemen düğmeye basmalı. Yapılacak faaliyetin arkasında KKTC devletinin, Kıbrıs Türk halkının, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk halkının bulunduğu hissettirilmelidir” dedi.

Uluslararası ilişkilerde mütekabiliyet ilkesine işaret eden Keser, yalnızca savunmada kalan bir yaklaşımın yeterli olmayacağını belirtti.

Keser, “Bir futbol takımının 90 dakika boyunca yalnızca savunma yaptığını düşünün. Belki uzun süre gol yemezsiniz ancak gol atmayı, yeteneklerinizi, kapasitenizi ve en önemlisi Kıbrıs konusunda haklılığınızı unutursunuz. Enerjimizi ‘Neden böyle yaptılar?’ sorusuna değil, buna nasıl karşılık vereceğimize harcamalıyız” ifadelerini kullandı.

“Sonuç çıkmayacaksa masanın anlamı yok”

Programda, iki liderin 26 Ağustos’ta gerçekleştirmesi planlanan görüşme ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in genişletilmiş toplantı girişimi de ele alındı. Guterres, gerekli hazırlıkların ardından garantör ülkelerin de katılacağı yeni bir toplantı düzenlemeyi planladığını açıklamıştı.

Kıbrıs müzakerelerinin uzun yıllardır eşit olmayan bir temsil anlayışıyla yürütüldüğünü savunan Keser, Kıbrıs Rum liderinin “Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı”, Kıbrıs Türk liderinin ise “toplum lideri” olarak değerlendirilmesini eleştirdi.

Keser, “Biz görüşmelere başlarken yıllarca maça 1-0 mağlup başladık. Eğer Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığından söz ediliyorsa o devletin anayasası Kıbrıslı Türkleri ve Kıbrıslı Rumları devletin asli unsurları olarak tanımlar” dedi.

Müzakere masasının iyi niyet gerektirdiğini belirten Keser, görüşmelerin yalnızca süreci devam ettirmek amacıyla yapılmaması gerektiğini savundu.

Keser, “Masa iyi niyet demektir. Bir sonuç ortaya çıkmayacaksa yalnızca masaya oturmuş olmak da çok önemli değildir. Öncelikle karşı tarafın hangi iyi niyet göstergesiyle görüşmeye geleceğine bakılmalıdır” ifadelerini kullandı.

“Doğu Akdeniz pimi çekilmiş el bombası gibi”

ABD, İsrail ve İran arasındaki gerilimin Doğu Akdeniz’e olası etkilerini de değerlendiren Keser, bölgenin küresel güçlerin askerî ve stratejik rekabet alanına dönüştüğünü söyledi.

ABD, Rusya ve Çin başta olmak üzere çok sayıda ülkenin bölgede askerî varlık bulundurduğuna işaret eden Keser, Doğu Akdeniz’de stratejik, ekonomik, dinî, kültürel ve prestije dayalı çıkarların karşı karşıya geldiğini ifade etti.

Kıbrıs’ın bu mücadelenin merkezinde yer aldığını belirten Keser, adadaki İngiliz üsleri ile Güney Kıbrıs’ın farklı ülkelerle geliştirdiği askerî ilişkilerin bölgedeki dengeleri daha karmaşık hale getirdiğini savundu.

Keser, “Doğu Akdeniz pimi çekilmiş bir el bombası gibidir. Nerede ve ne zaman patlayacağı belli değildir. Dünyanın küresel güç olarak değerlendirilen ülkelerinin tamamına yakını bu coğrafyadadır” dedi.

Bölgede huzur ve istikrar beklemenin giderek zorlaştığını ifade eden Keser, askerî yatırımlar ve gerilimi artıracak girişimler konusunda sağduyulu hareket edilmesi gerektiğini belirtti.

Keser, “Coğrafyamız kaderimiz ancak bu, yaşamayacağımız anlamına gelmez. Tehlikelerin farkında olacak, gerekli hazırlıkları yapacak ve hayatımızı sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu