Alper EliçinYazarlar

Batı Nil Virüsü Nedir, Neden Türkiye’de Görülmez?

 

Ağustos’ta medyada Akdeniz çanağında, hatta Avrupa’nın başka ülkelerinde Batı Nil virüsünden hastalananların sayısında ciddi artışlar olduğu gündeme getiriliyordu. Sonra başka konular öncelikli hale geldi. Örneğin şu sıralar çok da doğal olarak fon skandalı gündemi işgal ediyor. O gündemi değiştirmek için de uzun zamandır futbol federasyonunda bilinen olaylar için tetiğe basıldı. Ancak, ben yine de bugün Batı Nil virüsünü yazmak istedim. Nedeni, ileride başımıza büyük sorunlar açacak bir potansiyeli olması. Bazı doktorların belirttiği gibi, şu anda pek önemsenecek bir rahatsızlık değil gibi görünse de, gerekli tedbirlerin alınmaması halinde küresel ısınmayla birlikte 3-4 yıl içerisinde epey canımızı yakacak. Ayrıca hastalananlar veya yakınlarını kaybedenler için de hiç küçümsenecek bir konu değil.

Batı Nil virüsü salgınlarındaki vaka sayıları ve ölümler, yaşadığımız coğrafyada mevsimsel olarak Ağustos ve Eylül aylarında tepe noktaya çıkıyor. Ancak her yıl bu tepe nokta daha yüksek bir rakama ulaşıyor. Toplumun durgun sular konusunda bilinçlendirilmesi, kamunun da doğayı zehirlemeyecek şekilde organik ilaçlarla gerekli dönemler ve yerlerde ilaçlama yapması gerekiyor.

Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi’nin (ECDC) son rakamlarına göre, bu yılın ilk dokuz ayında Avrupa genelinde toplam 1569 ağır vaka görülmüş, bunlardan 96’sı ölümle sonuçlanmış. Türkiye’nin yakın komşusu Yunanistan’da ise 355 ağır vaka tespit edilmiş ve ölüm sayısı 40’ın üstünde. Güney Kıbrıs’ta ise 14 vaka saptanmış. Başka rahatsızlıkları da olan bir hasta hayatını kaybetmiş. KKTC Sağlık Bakanlığı son verilerine göre, şu ana kadar dört vaka saptanmış. Çok şükür halen ölüm söz konusu değil.

Salgında öne çıkan ülkeler, Yunanistan’la birlikte 696 vaka ile İtalya, 125 vaka ile İspanya ve 102 vaka ile Fransa. Bunları 91 vaka ile Romanya ve 69 vaka ile Kuzey Makedonya takip ediyor. Bu hastalık nedeniyle İtalya’da 35-40, Romanya’da 8-10 kişi hayatlarını kaybetmiş. Ölenlerin büyük çoğunluğu da 65 yaş üstü bireylerden oluşuyor. Hollanda ve Almanya gibi göreceli olarak daha soğuk bölgelerde de artık vakalar gözlemleniyor.

 

Ev sivrisineği-Kuleks

(Kaynak: https://www.cdc.gov/mosquitoes/about/culex-mosquitoes.html )

 

Hastalığın taşıyıcısı bildiğimiz ev sivrisineği. Bu tanıdık sivrisinek son dönemde Türkiye’de ve Kıbrıs’ta da endemik hale gelen, günün her saati aktif olan, boyutları daha küçük ve soktuğunda çok şiddetli kaşıntı yapan, potansiyel olarak Zika, Deng, Sarı Humma ve Çikunya gibi çok daha tehlikeli hastalıkların virüslerini taşıyabilen kaplan sivrisineğinden farklı bir tür. Ancak yine de eskiden beri haşır neşir olduğumuz ev sivrisineği artık Batı Nil virüsü taşımaya başladığından bu sivrisineğe karşı korunmada daha dikkatli olmamız şart hale geldi.

Asya Kaplan sivrisineği

(Kaynak: https://www.acibadem.com.tr/saglikli-yasam/asya-kaplan-sinegi-nedir-isirigi-belirtileri/ )

Batı Nil virüsü ilk kez 1937’de Uganda’da gözlemlenmiş. Göçmen kuşlarla birlikte 1950’lerde Mısır ve İsrail’e gelmiş. Daha sonra da tüm Akdeniz çanağında endemik hala gelmiş. Küresel ısınmayla birlikte artık karga, güvercin, serçe ve atların yanı sıra insanlar için de bölgemizde tehlike arz ediyor.

Virüsü kapan insanların %80’i hiçbir belirti göstermiyor. İnsandan insana bulaşma da, kan nakli, hamile annelerden henüz doğmamış bebeklerine, anne sütünden geçme gibi bazı özel durumlar dışında söz konusu değil. Atlarla temas da bulaş yaratmıyor. Virüsü kapanların %20’si ise soğuk algınlığı belirtileri gösteriyor ve birçoğu da yaz gribi diyerek doktora bile gitmiyor. Doktora gidildiğinde de özel bir PCR testi veya antikor testi yapılmadığı sürece virüsün saptanması olanaksız. Kişi ancak ciddi nörolojik semptomlar gösterirse, yani menenjit, ensefalit gibi durumlarda bu testler uygulanıyor.. (Kaynak: Wikipedia)

Batı Nil virüsü bulaş döngüsü

Etrafımızda ve Akdeniz çanağında Batı Nil virüsü vakaları artarken Türkiye’de tek bir vakanın bile belirlenmemiş olması tabii ki çok sevindirici. Bunun üç nedeni olabilir;

  1. Türkiye’de gerekli durumlarda yeterli test yapılmaması;
  2. Korona salgınının en zorlu günlerinde televizyon kanallarına çıkarak Türk DNA’sının farklı olduğunu, o nedenle Türkiye’de bir salgın olmayacağını bizlere anlatarak içimizi ferahlatan Prof. Oytun Erbaş’ın dediği gibi DNA’mızın bu virüse karşı da bizi koruyor olması;
  3. Ya da ileri demokrasi ortamında yaşayan Türkiye’ye Batı Nil virüsünün girişinin yasaklanmış olması

Karar sizlerin…

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu