Deli Halid (Karsıalan) Paşa Bölüm: 1

Sakarya ve Dumlupınar Meydan Muharebeleri ve Bursa’nın kurtuluşunun yıldönümlerini kutladığımız bugünlerde Türk toplumunun yeterince tanımadığını düşündüğüm bir komutanımız, Deli Halid Paşa hakkında üç bölümlük bir yazı dizisi hazırlamaya karar verdim.
Deli Halid Paşa
(Kaynak: Wikimedia commons)
Deli Halid Paşa 1883 yılında İstanbul-Beşiktaş’ta doğmuş. Çerkez kökenli bir aileden geliyor. Ağustos 1903’te Harp Okulu’ndan teğmen rütbesiyle mezun olmuş. 1907’de Erkanı Harbiye Mektebini bitirerek kurmay yüzbaşı rütbesini almış. İlk önemli görevi Balkan Harbi öncesi Sırp, Bulgar ve Yunan çetecilere karşı mücadele etmek olmuş. Ayrıca Balkanlar’daki dini grupların liderleriyle (şeyhlerle) ilişkiler kurarak İttihat ve Terakki’ye karşı yapılmak istenen isyanları önlemiş. Bu dönemde komitacılık ve gerilla savaşı deneyimi edinmiş. Daha sonra Yemen, Trablusgarp ve Balkan savaşlarına katılmış.
Trablusgarp’ta bulunduğu dönemde Mustafa Kemal ile tanışmış. Üç aylık bu kısa süreçte aynı cephede görev yaptığı bir başka subay olan Kel Ali (Ali Çetinkaya) ile aralarında ciddi bir tartışma çıkınca Mustafa Kemal ve Enver Beylerin ortak kararıyla her ikisinin de görev yerleri değiştirilmiş. Çok sert ve sinirini kontrol etmekte zorluk çeken bir kişiliği olduğu da ilk defa bu dönemde ortaya çıkmış.
Kasım-Aralık 1912’de Balkan Savaşı esnasında Bulgar ordularının Çatalca’ya kadar gelip İstanbul’u tehdit etmeye başladığı günlerde, bu hattın savunmasında tabur komutanı olarak yer almış. Savaş sonrası bir süre İstanbul’da inzibat subaylığı yaptıktan sonra Teşkilatı Mahsusa’da görevlendirilmiş. Bilindiği gibi bu kurum bugünkü Milli İstihbarat Teşkilatı’nın öncülüdür. Bu göreve getirilmesinin nedeni Balkanlar’da Balkan savaşları öncesi edindiği gerilla ve komitacılık deneyimi olmuş.
Cesaretiyle de tanınan Deli Halid Bey, 1914’te Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla, Teşkilatı Mahsusa’nın özel bir birliğiyle Artvin’de görevlendirilmiş ve Çoruh müfreze komutanı olmuş. Görevi, 93 Harbi olarak anılan Osmanlı Rus Savaşı’nda kaybedilen Kars, Ardahan ve Sarıkamış’ı geri almakmış. Dolayısıyla 1916-1918 yılları arasında bu cephede savaşmış. 1916’da Bayburt’ta kendinden kat kat üstün Rus kuvvetlerine karşı çetin kış şartlarında dağlık arazide yaptığı savunma ile Rus ordusunu dört ay oyalamış ve bu şekilde Rusların Doğu Karadeniz’e inmesini engellemiş. Fakat, güneyde Erzurum’un düşmesi sonucu, kuşatılmamak için geri çekilmek zorunda kalmış. Ancak Bayburt savunması sayesinde kazanılan zamanda Üçüncü Ordu daha batıda yeni bir savunma hattı oluşturarak yok olmaktan kurtulmuş.
Sert ve acımasız bir komutan olan Deli Halid’in belinde iki tabancası varmış. Bunlardan sağ tarafındakine namuslu, sol tarafındakine ise namussuz tabanca adını verirmiş. Kendi anlatımına göre sağ tabancasını düşmana karşı kullanırken soldakini cepheden kaçmaya kalkanlara karşı kullanırmış. Düşman taarruzu esnasında ön cephedeki askerlerin hemen arkasında bir kayaya oturup kaçanı vurduğu anlatılan anekdotlar arasında. Altındaki subaylar ve erat, ya düşman kurşunu ile namusunla, ya da kaçarken Deli Halid’in kurşunuyla namussuzca ölmek seçeneği ile baş başa kalırmış. Bilindiği kadarıyla, bu uygulamayı ilk Bayburt direnişinde yapmış.
Son derece gözüpek bir asker olan Deli Halid, askeriyle birlikte kendisi de en ön safta bulunurmuş. O nedenle de askerlik yaşamı boyunca, ikisi ağır olmak üzere, tam 13 kez yaralanmış. İlk ağır yaralanması Trablusgarp’ta bacağı ve akciğerinden olan, o zamanki rütbesiyle Yüzbaşı Deli Halid Bey, daha sonra da Sakarya Meydan Muharebesi’nde boynundan ve göğsünden çok ciddi şekilde yaralanmış, ama cepheyi terk etmemiş. Trablusgarp sonrası imzalanan Uşi Antlaşması’ndan sonra sekiz ay Avusturya’da tedavi görmek zorunda kalmış. Hep ön saflarda bulunması ve çatışmalardaki atak tabiatına ek olarak, çoğu yaralanmalarda cepheyi terk etmeyerek çatışmaya devam etmesi nedeniyle kendisine ‘Deli’ lakabı takılmış.
Deli Halid Bey Bayburt savunması sonucunda binbaşı rütbesini almış. Kendisinin Erzurum’un kurtarılmasında da çok önemli bir rolü var. Ermenilerin Erzurum ve çevresinde yaptığı katliamları bir an evvel durdurmak için ordu karargahının karşı görüşüne rağmen kendi inisiyatifiyle harekete geçmiş. Oysa Üçüncü Ordu karargahı kendisine ağır topçunun gelerek önce son derece iyi teçhiz edilmiş Aziziye ve Mecidiye tabyalarını etkisiz hale getirmesini beklemesi talimatını vermişmiş. Erzurum’un batıya kapısı olarak kabul edilen Ilıca’daki Ermeni savunma hatlarını fırtınalı bir kış gecesinde bağlı birliklerine yaptırdığı cebri gece yürüyüşü sonucu şok bir baskınla aşmış, 10 Mart’ı 11 Mart 1918’e bağlayan gece Ilıca’ya girmiş. Bu şekilde binlerce sivili katledilmekten kurtarmış. Harekatına devam eden Binbaşı Halid Bey, 11 Mart gecesi de yine dondurucu bir soğukta ve tipide, askerlerinin bizzat başında olarak, Erzurum tabyalarına sızmış. Karşılarında aniden beliren, süngü takmış piyade birlikleri ve süvariler karşısında düşman çözülmüş, 12 Mart sabahı saat 7:00 sularında, komutasındaki 1. Kafkas Tümeni birlikleri Erzurum’a giren ilk Türk kuvveti olmuş. Derhal tarihi kaleye ve hükümet konağına Türk bayrağını çektiren Deli Halid Bey kentte hızla asayişi sağlamış, Ermenilerin katliamlarını durdurmuş ve kenti ateşe vermelerine olanak tanımamış.
3 Mart 1918’de imzalanan Brest-Litovsk anlaşmasıyla Ruslar Kars, Ardahan ve Batum’dan çekilmeye başlayınca, onların yerini dolduran Ermeni ve Gürcü birlikleri bu bölgelerden geri çekilmeyerek direnmeye karar vermişler. Bunun üzerine Deli Halid, komutasındaki birliklerle 25 Nisan 1918’de Kars’ı Ermeni güçlerinden geri almış. Ancak 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi sonucu geri çekilmeye zorlanmış. Sonunda Deli Halid direnme taraflısı olmasına rağmen kendisine lojistik destek sağlanmadığından mecburen Kars’ı boşaltmak zorunda kalmış.
Ancak 1920’de, Kazım Karabekir Paşa komutasında yürütülen Doğu Harekatı esnasında, Ruslar tarafından çok iyi tahkim edilmiş olan Kars Kalesi’ni ve kenti sızma ve baskın hareketiyle üç saat içerisinde ele geçirerek bu kente de ilk giren kuvvetlerin komutanı olmuş. Bu çatışmalarda Erivan’ın atadığı Kars genel valisini ve Rus kale komutanını, altı kolordu tugay komutanını 300’den fazla subay ve 3000 eri esir almış ve tüm teçhizatlarını ele geçirmiş. Kars’ı alırken komutasında sadece bir miktar sahra topçusu ve 3500 piyade varmış. Erzurum’da olduğu gibi ağır topçunun beklenmesini yine zaman kaybı olarak görmüş. 100’den fazla ağır top, onlarca makineli tüfek ve 8-10 bin civarındaki silahlı güce sahip olan Ermeni birliklerine karşı elindeki bu kısıtlı kuvveti Dereiçi-Borluk hattında toplayarak savunma hatlarına adeta bir kama gibi saplamış. Saldırı yine fırtınalı ve dondurucu bir gecede gerçekleştirilmiş. Bu başarısı sonucu Binbaşı Deli Halid albaylığa terfi ettirilmiş. Bu harekatı gözlem merkezi olan Üçler Tepesi’nden yöneten Kazım Karabekir de korgeneral olmuş. Kars’ın kaybı sonucu Ermeniler barış istemiş ve Gümrü Antlaşması imzalanmıştır.
Gidenler Kars Kalesi’nin nasıl yalçın bir kayalığın üzerinde olduğunu bilirler. Bu kalenin üç saat içerisinde teslim alınması olağanüstü bir olaydır. O nedenle 1925’teki ölümünden sonra kendisine, dolayısıyla ailesine bir onur nişanesi olarak TBMM tarafından Karsıalan soyadı verilmiştir.
Deli Halid daha sonra harekatına devam ederek Ardahan’a ulaşmış, hatta bugün sınırlarımız dışaında kalan Ahıska’yı da ele geçirmiştir.
(Haftaya Trabzon Valisine operasyon ve Sakarya Savaşı)
Not: Bu yazı dizisinde kullanılan tüm kaynaklar üçüncü bölümün sonunda listelenecektir.




