“Toplumun acısı üzerinden, siyasi fasariya yapılmasın…”

Bana ne iş yaptığımı sordukları zaman, yanıtım hazırdır:
“Ablos, rütbesiz bir sokak gazeddacısıyım.”
Bunu, espri olsun diye söylemiyorum.
Sokaktan, toplumdan kopuk gazetecilik de, köşe yazarlığı da bana göre ahkâm kesmekten öteye gitmez.
Köşe yazarı olarak yayımlanmış 8 binin üzerinde yazım var. Birkaç bin radyo ve televizyon programında konuştum. Sorular sordum, soruları yanıtladım.
Ama bütün bunların ötesinde yapmaya çalıştığım bir şey oldu: Sokağın nabzını tutmak.
***
İç politikada bir süredir hareketlilik var.
Normal takvim çalışsa 2026’nın sonlarında yerel, 2027’nin başlarında da genel seçim gündemimizde olacak. Hükümetin büyük ortağı Ulusal Birlik Partisi ise yerel ve genel seçimin Aralık ayının ilk hafta sonunda yapılacağı yönünde irade ortaya koydu. Bunu aktif siyaset dünyası da kabullenmiş görünüyor.
30 Ağustos’ta yaşanan deniz faciası yalnızca denizde bir gemiyi alabora etmedi.
Siyaset dünyasını da alabora etmese de sarstı, salladı.
***
Üçlü koalisyonun küçük ortağı Yeniden Doğuş Partisi’nin hükümette bir bakanlığı vardı.
YDP Genel Başkanı Erhan Arıklı aynı zamanda Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı’ydı.
“-dı” diyorum. Çünkü Başbakan Ünal Üstel tarafından görevden alındı. Yenikent, Yenişehir, Göçmenköy, Köşklüçiftlik ve son durak Surlariçi, Sarayönü…
Lefkoşa’nın birbirinden farklı bölgeleri. Ancak duyduklarım şaşırtıcı biçimde birbirine yakındı.
Gemi faciası, can kayıpları ve hâlâ ulaşılamayan deniz altındaki insanlar, Kıbrıs Türk toplumunda çok derin bir sarsıntıya neden olmuş durumda.
Siyaset konuşmaya bayılan insanlar, şimdi siyaset konuşmak istemiyor.
Ama siyasetçilerin tavırlarını özellikle muhalif üslubu konuşuyor
Nereye gittiysem üç aşağı beş yukarı aynı cümleyi duydum: “Şimdi siyasi hesaplarla, saldırgan bir üslupla siyaset yapmanın zamanı değil.”
Parlamento ile sokağı eş zamanlı okuyabilme becerisi olduğu kabul edilen Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin bu süreçteki tavrının da beklemediğim ölçüde sorgulandığını, eleştirildiğini gözlemledim.
Bu önemli. Çünkü henüz ulaşılamayan insanların, aileleri umutla, korkuyla, acıyla haber beklerken siyasetin yalnız özü değil, tarzı ve özellikle üslubu da toplum açısından önem taşıyor.
Sokağın nabzını tutmadan yapılan siyaset, gün gelir duvara toslar.
***
Erhan Arıklı’nın görevden alınmasıyla hükümet düştü mü?
Sorduğum insanların yanıtı oldukça gerçekçiydi:
“Hükümetin düşmesi için Meclis’te hükümete karşı sayısal üstünlüğün oluşması gerekir. O üstünlük yoksa hükümet düşmüş değildir.”
Peki toplum şu anda bunu tartışmak istiyor mu?
Benim dün gördüğüm kadarıyla, HAYIR.
Sokakta çok daha güçlü başka bir duygu var:
“Zaten seçime sayılı zaman kaldı. Her parti hazırlığını yapsın. Ama şimdi toplumun acısı üzerinden siyasi fasariya yapılmasın.”
Bu cümleyi yabana atmayın.
Çünkü seçim kazanmak isteyen siyasetçinin yalnız kendi tabanını değil, toplumun ruh hâlini de anbean okuması gerekir.
***
Dün gezdim.
Gördüğümü yazıyorum.
Siyasetteki tepkiyle, toplumun geniş kesimlerindeki tepki şu anda örtüşmüyor.
Ha, bir soru daha var.
“Erhan Arıklı ve YDP bundan sonra Meclis’te kimlerle hareket edecek?”
Bu soru bana da soruldu.
Yanıtım kısa oldu: Bekleyip göreceğiz.
Çünkü bazen, siyasetin yarınını anlamanın en doğru yolu, bugünün sokağını iyi dinlemektir.




