Derviş DoğanYazarlar

Sarılmanın Da Bir Sınırı Var

Bazı anlar vardır; siyaset susar, makamlar anlamını yitirir, unvanların hiçbir kıymeti kalmaz.

Geride yalnızca insan kalır.

Acısıyla baş başa bırakılmış aileler, evlatlarını kaybetmenin tarifsiz yükünü taşıyan anne babalar ve hâlâ sevdiklerinden bir haber bekleyen insanlar…

İşte böyle bir zamanda devletin, siyasetin ve yöneticilerin gerçek yüzü ortaya çıkar.

Yaşanan deniz felaketi de tam olarak böyle bir sınavdı.

Ve ne yazık ki bu sınavda yalnızca ilgili bakanlık değil, hükümetin kendisi de sınıfta kaldı.

Ama benim açımdan asıl büyük hayal kırıklığı, Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın bu süreçteki tavrıdır.

Tufan Bey’in, ilgili bakanlığın ve nihayetinde ülkeyi hiç olmadığı kadar kötü yöneten hükümetin adeta “koltuk değneği” konumuna nasıl ve neden geldiğini doğrusu anlamakta zorlanıyorum.

Bunun cevabını elbette kendisine sormak gerekir.

Çünkü Cumhurbaşkanlığı makamı, yalnızca devlet protokolünün en üst noktası değildir.

O makam, böylesi büyük acılarda toplumun vicdanının da yanında durması gereken bir makamdır.

Tam da bu nedenle, böylesine ağır bir felaket yaşandığında Cumhurbaşkanı’nın önceliğinin kim olduğuna bakarım.

Sorumluluğu tartışılan bir bakanın yanında mı?

Yoksa evladını kaybetmiş bir annenin, babanın yanında mı?

Ben olsam cevabımı hiç düşünmeden verirdim.

Önce acılı ailelerin yanında dururdum.

Çünkü siyasetin bütün hesapları bir yana, bir annenin evladını kaybettiği yerde hiçbir siyasi denge, hiçbir makam hesabı, hiçbir hükümet ilişkisi insan hayatının önüne geçemez.

Keşke Tufan Erhürman, bu süreçte birebir sorumluluğu bulunan bakana sahip çıkmak yerine, o felakette evlatlarını kaybeden insanların elinden tutmayı tercih etseydi.

Keşke acılı aileleri kucaklasaydı.

Keşke onların gözyaşına ortak olsaydı.

Keşke toplumun vicdanında oluşan büyük kırılmayı görüp, devlet adına daha güçlü bir ses yükseltseydi.

Çünkü bazı dönemlerde tarafsızlık bile bir tercihtir.

Bazı dönemlerde susmak da bir mesajdır.

Ve bazı dönemlerde yanlış yerde durmak, söylenen en uzun cümleden daha çok şey anlatır.

Bugün artık mesele yalnızca bir deniz kazasının nasıl meydana geldiği değildir.

Mesele; sorumluluk, hesap verme, devlet ciddiyeti ve insan hayatına verilen değerdir.

Siyaset elbette yapılır.

Hükümetler eleştirilir.

Bakanlar sorgulanır.

Ancak bütün bunların üzerinde bir şey vardır:

İnsan.

O nedenle Tufan Erhürman’ın da bu süreçte nasıl bir Cumhurbaşkanı olmak istediğini yeniden düşünmesi gerektiğine inanıyorum.

Çünkü toplumlar zor zamanlarda yöneticilerini yalnızca söyledikleri sözlerle değil, kimin yanında durduklarıyla hatırlar.

Ve benim gördüğüm kadarıyla…

Bu büyük acının yaşandığı günlerde Tufan Erhürman da kendi sınavını veremedi.

Yüzde 63 ile sınıfta kaldı.

Yazık…

Hem de çok yazık.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu