Acılarla Dolu Bir Hafta…

Denizde yaşanan felaketin üzerinden tam bir hafta geçti.
Sadece bir haftaya o kadar büyük acıları sığdırdık ki, insanın ne aklı ne de kalbi buna dayanır.
Acıların içerisine çaresizliğimizi de eklerken ne yazık ki artık kokuşmuşluk seviyesine gelmiş olan düzenimiz ile de yüzleşmiş olduk.
Türkiye böylesi bir durumda gücünü bir kez daha ortaya koydu ve batığa ulaşarak oradaki naaşları arayıp bulmaya başladı.
Aynı Türkiye eş zamanlı olarak Silivri açıklarında batan geminin 10 mürettebatını da bulmak üzere aralıksız çalışıyor.
Geride kalan bir hafta boyunca özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ortaya koymuş olduğu çaba ve özveri her türlü takdirin de ötesindedir.
Kazada kaybolan yakınlarından bir haber bekleyen acılı insanların şu an tek umudu durumda bir faaliyet söz konusu.
Ama işin bir de diğer tarafı var.
İşin sivil tarafında durum aynı mı..?
Bunun yanıtını size bırakıyorum.
Ancak kesin olan şudur ki bu acı olay bize çok şeyler öğretmiştir.
Keşke öncesinde olsaydı ama olmadı.
Şimdi her şeyi sil baştan kurmak zorundayız.
Gördük ki bazı işleri olması gerektiği gibi yapmıyoruz.
Ama en acısı hemen her alanda ciddi bir kokuşmuşluk yaşamaktayız.
Devlet kuralları koymuş.
Bu kuralları uygulamak adına da görevlileri işin başına getirmiş.
Belli bir noktaya kadar tamam.
Yapısal anlamda bir sorun yok.
Ancak uygulamada öyle şeyler yaşıyoruz ki..!
Bu olayın sorumluları elbette soruşturulacak ve yasalar önünde gereken yapılacak.
“sistem böyle” diye bir mazeret olamaz.
Ancak sonrasında çok sıkı denetim mekanizmalarının derhal kurulması şart.
Sadece kuralları koymakla ve görevli atamakla bu işlerin olmayacağını herkesin anlamış olması lazım.
Siyaset şapkalarımızı artık çıkarma zamanındayız.
Çünkü siyaset şapkası çoğumuzun kafasına büyük gelmekte ve gözlerinin kapanmasına neden olmaktadır.
Bunun sonuçları da ortada.
Sadece siyaseti suçlamıyorum.
Siyaseti bilinçsizce her işin içerisine dahil edenlere sözüm var.
Siyaseti bir altın anahtar olarak görenleri ayıklamalıyız.
Yoksa daha çok acılar yaşarız…

