UBP Kaybediyor Peki CTP Gerçekten Kazanıyor mu?

KKTC siyasetinde artık görmezden gelinemeyecek bir gerçek var:
UBP, Ünal Üstel liderliğinde ciddi bir siyasi yıpranma yaşıyor.
Bunu görmek için siyasi uzman olmaya gerek yok.
Sokakta, kahvede, iş yerinde, sosyal medyada, hatta UBP’nin kendi tabanında bile bunun izlerini görmek mümkün.
İktidarın uzun süredir biriktirdiği sorunlar, yönetim anlayışına yönelik eleştiriler, ekonomik sıkıntılar, kamu yönetimindeki aksaklıklar, şeffaflık ve hesap verebilirlik tartışmaları ve toplumun gündelik hayatında karşılaştığı çözümsüzlükler, doğal olarak iktidar partisinin hanesine yazılıyor.
Nitekim Eylül 2026’da yayımlanan CMIRS araştırmasında CTP’nin oy tercihi %47,28, UBP’nin ise %21,73 olarak ölçüldü. Kararsızların oranı da %6,84.
Rakamların söylediği önemli.
Ama rakamların söylemediği daha önemli bir şey var:
CTP’nin yüksek görünmesi, otomatik olarak CTP’nin toplumsal güveni kazandığı anlamına gelmez.
İşte KKTC siyasetinin bugün asıl okunması gereken noktası burasıdır.
Halk iktidardan neden uzaklaşıyor?
UBP’nin yaşadığı gerilemeyi yalnızca Ünal Üstel’in şahsına bağlamak da eksik olur.
Ünal Üstel bugün hükümetin ve dolayısıyla iktidarın yüzüdür. Dolayısıyla iktidarın bütün artıları ve eksileri doğal olarak onun siyasi hanesine yazılmaktadır.
Ancak sorun daha yapısaldır.
Toplum artık yalnızca “kim ne yaptı?” diye sormuyor.
“Neden hâlâ bunları yaşıyoruz?” diye soruyor.
Elektrik sorunu neden bitmiyor?
Trafik neden çözülemiyor?
Kamu hizmetleri neden vatandaşın beklentisini karşılamıyor?
Bir kriz çıktığında neden kriz yönetimi tartışılıyor?
Şeffaflık neden hâlâ tartışmanın merkezinde?
Liyakat neden sürekli gündeme geliyor?
Ve en önemlisi…
Devlet neden vatandaşına güven vermekte zorlanıyor?
CMIRS’in aynı araştırmasında katılımcıların %88,4’ünün kişisel bağlantılar olmadan işlerin zor yürüdüğünü düşündüğünü, %78,2’sinin hükümeti şeffaf ve hesap verebilir bulmadığını ve %75,4’ünün yönetimin sorunları etkili biçimde çözemediğini belirtmesi, siyasi tablonun yalnızca parti tercihi üzerinden okunamayacağını gösteriyor.
Bu, UBP açısından ciddi bir uyarıdır.
Çünkü seçmen yalnızca hizmet istemiyor.
Devletin çalıştığını görmek istiyor.
Peki CTP gerçekten kazandı mı?
Şimdi gelelim diğer tarafa…
CTP’nin anketlerde yükselmesi elbette önemlidir.
Fakat burada çok kritik bir ayrım yapmak gerekiyor:
Bir partinin yükselmesi ile o partinin toplumsal güveni kazanması aynı şey değildir.
Muhalefetin işi iktidarı eleştirmektir.
İktidarın hatalarını göstermek kolaydır.
Sorunların listesini çıkarmak kolaydır.
“Bunu biz daha iyi yapacağız” demek de kolaydır.
Asıl mesele, vatandaşın önüne uygulanabilir bir devlet ve yönetim modeli koyabilmektir.
Çünkü seçmen artık yalnızca “UBP’ye karşı” oy kullanmak istemiyor.
“Peki siz gelince ne değişecek?” sorusunun cevabını da bilmek istiyor.
CTP’nin bugün karşı karşıya olduğu en büyük siyasi sınav budur.
UBP’nin yıpranması CTP için otomatik bir güven belgesi değildir.
İktidarın kaybettiği güven, muhalefete otomatik olarak devredilmez.
Muhalefet o güveni yeniden kazanmak zorundadır.
Seçmen eski seçmen mi?
Bence KKTC siyasetinde gözden kaçırılan en önemli değişim budur.
Eskiden seçmen büyük ölçüde parti aidiyeti üzerinden hareket ediyordu.
“Ben UBP’liyim.”
“Ben CTP’liyim.”
Bu kimlikler hâlâ önemli.
Ama artık eskisi kadar yeterli değiller.
Yeni seçmen şunu soruyor:
“Benim hayatımda ne değişecek?”
Elektriğim düzenli olacak mı?
Çocuğum kaliteli eğitim alacak mı?
Genç burada gelecek kurabilecek mi?
Kamu hizmeti alırken torpil aramak zorunda kalacak mıyım?
Devlet bana güven verecek mi?
Ekonomide öngörülebilirlik olacak mı?
Ülke krizlere hazırlıklı olacak mı?
Ve belki de en önemlisi:
Yönetenler yaptıklarının hesabını verecek mi?
İşte siyaset artık bu sorular üzerinden şekilleniyor.
UBP’nin kaybı sadece oy mu?
UBP açısından mesele yalnızca oy oranının düşmesi değildir.
Asıl tehlike, seçmen ile parti arasındaki duygusal bağın zayıflamasıdır.
Çünkü büyük partiler yalnızca oyla ayakta kalmaz.
Örgütle, aidiyetle, güvenle ve “bu parti beni temsil ediyor” duygusuyla ayakta kalırlar.
Eğer seçmen partiye kızgınsa bir gün oyunu değiştirebilir.
Ama partiye olan güvenini kaybetmeye başladıysa mesele çok daha derindir.
UBP’nin bugün yapması gereken yalnızca yeni projeler açıklamak değildir.
Nitekim Ünal Üstel son dönemde aile bütçesine katkı sağlayacak ve günlük yaşamı kolaylaştıracak projelere ağırlık vereceklerini açıklıyor.
Fakat vatandaş artık proje listesinden önce başka bir şey soruyor:
“Bunlara neden şimdi inanayım?”
İşte iktidarın çözmesi gereken temel mesele budur.
CTP’nin işi de sanıldığının aksine hiç kolay değil.
CTP açısından ise bugünkü tablo bir zafer ilanı için değil, daha büyük bir sorumluluk için okunmalıdır.
Çünkü yüksek anket oranları siyasi kredidir.
Ama henüz sandık değildir.
Daha önemlisi, yüksek oy beklentisi beraberinde yüksek beklenti getirir.
Bugün UBP’ye kızgın olan seçmen yarın CTP’den çok daha fazlasını isteyecektir.
Çünkü iktidara talip olan bir parti için artık mazeret üretme dönemi sona erer.
“UBP yapamadı” demek yetmez.
“Biz nasıl yapacağız?” sorusunun cevabı gerekir.
Üstelik bu cevap yalnızca sloganlardan oluşamaz.
Ekonomi…
Kamu reformu…
Liyakat…
Eğitim…
Sağlık…
Enerji…
Trafik…
Güvenlik…
Kriz yönetimi…
Kıbrıs meselesi…
Türkiye ile ilişkiler…
Ve bütün bunların üzerinde işleyen bir devlet mekanizması.
CTP’nin önündeki gerçek sınav budur.
Halk aslında iki partiye de mesaj veriyor.
Belki de bugün KKTC siyasetinin en doğru özeti şudur:
Halk UBP’ye “Sizi yeterince güvenilir bulmuyorum” diyor olabilir.
Ama aynı halk CTP’ye de henüz “Sana koşulsuz güveniyorum” demiyor.
Bu ikisi birbirinden çok farklı şeylerdir.
Birinci durum iktidara yönelik tepkiyi gösterir.
İkinci durum ise muhalefetin henüz doldurması gereken güven alanını…
Dolayısıyla CTP’nin anketlerde yükselmesi, UBP’nin düşüşü kadar okunmalı; fakat birbirinin yerine konulmamalıdır.
Çünkü siyaset matematik değildir.
Bir partinin kaybettiği her oy, otomatik olarak diğer partinin hanesine yazılmaz.
Bazen üçüncü partilere gider.
Bazen kararsıza gider.
Bazen sandığa gitmeme davranışına dönüşür.
Bazen de seçmen sandığa giderek mevcut siyasal düzenin tamamına mesaj verir.
Önümüzdeki dönem KKTC siyasetinde asıl mücadele yalnızca UBP ile CTP arasında olmayacak.
Asıl mücadele güven ile güvensizlik arasında olacak.
Eski siyaset ile yeni siyaset arasında…
Slogan ile çözüm arasında…
Parti sadakati ile performans arasında…
Ve en önemlisi:
“Bizden olan” anlayışı ile “işini iyi yapan” anlayışı arasında…
UBP’nin bugün yapması gereken, anketleri küçümsemek değil, mesajını anlamaktır.
CTP’nin yapması gereken ise anketleri zafer ilanı olarak değil, daha büyük bir sorumluluğun habercisi olarak görmektir.
Çünkü vatandaşın verdiği mesaj aslında iki partiye de aynı anda gidiyor:
“Beni artık sadece korkutarak, kızdırarak, geçmişi anlatarak veya rakibinizi eleştirerek ikna edemezsiniz.”
Vatandaş icraat istiyor.
Şeffaflık istiyor.
Liyakat istiyor.
Hesap verebilirlik istiyor.
Ve en önemlisi…
Güvenebileceği bir devlet istiyor.
İşte önümüzdeki seçimin gerçek hikâyesi belki de burada yazılacak.
UBP’nin kaybettiği güveni yeniden kazanıp kazanamayacağı…
CTP’nin yükselen desteği gerçek ve kalıcı bir güvene dönüştürüp dönüştüremeyeceği…
Ve diğer partilerin bu iki büyük parti arasındaki boşlukta yeni bir siyasal alan açıp açamayacağı…
Sandık bütün bunların cevabını verecek.
Ama bugün için görünen gerçek şudur:
UBP’nin düşüşü CTP’nin zaferi değildir.
CTP’nin yükselişi de henüz halkın bütün sorularına verilmiş bir cevap değildir.
Asıl zafer, seçmenin güvenini kazanabilenindir.
Ve o güven artık sadece vaatle değil, inandırıcı bir yönetim anlayışıyla kazanılacaktır.


