Hristodulidis’in yanıtlaması gereken soru, çok basittir…

Kıbrıs Cumhuriyeti ya da Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin eski başkanlarından Tasos Papadopulos’la çok iyi diyebileceğim bir iletişimimiz vardı.
16 Şubat 2003’teki Cumhurbaşkanlığı seçimine adaylığı kesinleşirken hukuk bürosunda üç saati aşkın sohbet etmiştik. O sohbetin geniş bir bölümünü yayımladım. Elbette kendime saklamasam bile yayımlamadığım bölümler de vardı.
Papadopulos’a şu soruyu sormuştum:
“İngiliz sömürge yönetimine karşı bağımsızlık mücadelesi öne çıkarılarak Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türklerin ortak mücadelesi örgütlenemez miydi?”
Lafı hiç dolandırmadan yanıt vermişti:
“Milliyetçi temelde böylesi örgütlenmeler daha kolaydı.”
Doğruydu.
ENOSİS ideali, Kıbrıslı Rumların EOKA çatısı altında İngilizlere karşı örgütlenmesini kolaylaştırmıştı. Ancak bu mücadele, bütün Kıbrıslıların sömürge yönetimine karşı ortak bağımsızlık mücadelesine dönüşmedi.
***
1950’li yılların ikinci yarısına kadar uzandığımıza göre önemli bir yanlışımızın, hatamızın altını çizmek isterim.
Neydi o hata?
Kıbrıslı Rumlar İngilizlerle çatışırken, Kıbrıslı Türklerin komando veya yardımcı polis yazılarak İngilizlerin saflarında yer alması. EOKA var olduğuna göre TMT de kurulur ve Kıbrıslı Türklerin öncelikle savunmasını koordine ederdi. Ama Kıbrıslı Türklerin, İngiliz’e komando ya da yardımcı polisi yazılıp, Rum’un karşısına, İngiliz’in safında yer almasına izin verilmezdi.
Dışarıdan bakıldığı zaman yapılanın en yalın tanımı, sömürgecinin yanında yer almaktı.
***
Elbette dönemin koşulları, korkuları, tehditleri ve toplumlararası güvensizlik ortamı unutulamaz. Ancak tarih yalnızca niyetleri değil, ortaya çıkan görüntüyü ve sonuçları da kaydeder.
Kıbrıs Cumhuriyeti kurulurken Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı Türklerin devletteki ortaklığını hazmedememesinin nedenlerin listesinde bu da vardı.
Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Kıbrıslı Türklerle eşit ortaklık temelinde yönetmek istemedikleri için Cumhuriyet, anayasal kimliğiyle yalnızca üç yıl yaşayabildi.
1963’ten 1974’e kadar Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıslı Türkleri siyasi gücü paylaşacak eşit bir taraf olarak görmediğini uygulamada dışlama ile somutlaştırdı.
***
Kronolojik örneklemeyi fazla uzatmak istemem.
Annan Planı referandumuna giderken Rum lider Tasos Papadopulos, televizyonda gözyaşları içerisinde, “Bir devlet devraldım, bir toplum devretmeyeceğim” diyerek halkına “hayır” çağrısı yapmıştı.
Çünkü iki kurucu ortağın adı ister devlet, ister yönetim, ister eyalet olsun; sonuçta ortak şemsiye altında siyasi eşitliğe sahip iki taraf bulunacaktı.
Rum tarafının tam da bu noktada temel yaklaşım farkı var.
Bulunacak çözümde Kıbrıslı Türklerin mevcut Cumhuriyet’e, yani mevcut devlete bir biçimde entegre edilmesini istiyorlar.
Kıbrıslı Türklerin ayrı bir yönetim birimine ihtiyacı olduğunu kabul edebilirler. Hatta bütünün altında, parçacık olduğunu göstermek için böyle bir yapının bulunmasını gerekli de görebilirler.
Ancak eşit ortaklık noktasına gelindiğinde duruyorlar.
Makarios’un 1963’te gündeme getirdiği 13 maddelik anayasa değişikliği önerileri arasında Rum Cemaat Meclisi’nin feshedilmesi de vardı. Türk Cemaat Meclisi kalacak, Rum Cemaat Meclisi ortadan kaldırılacaktı.
Neden?
Çünkü onların anlayışına göre Kıbrıs Cumhuriyeti zaten Rum devletiydi. Ayrı bir cemaat meclisine ihtiyaçları yoktu.
Kıbrıslı Türklerin etkin olduğu anayasal bölümler de törpülendikçe Cumhuriyet daha fazla Rumlaşacaktı.
***
Kıbrıs Türk tarafının iki devletli çözüm vurgusundan duyulan rahatsızlığın gerisinde de bu tarihsel yaklaşım vardır.
İki devlet olmasın, iki kurucu ortak olsun.
İki devlet olmasın, iki kurucu yönetim birimi olsun.
Adına ne derseniz deyiniz, üstteki ortak devlet eşit ortaklık temelinde var olsun.
Laf kalabalığını, öneri kalabalığını bir kenara bırakalım.
Rum liderliği, tek devlet çatısı altında siyasi bakımdan eşit iki kurumsal yapıyı kabul ediyor mu, etmiyor mu? Hristodulidis’in yanıtlaması gereken soru çok basit olarak budur…
Bu soruya samimi, açık ve uygulamaya dönüşecek şekilde “evet” yanıtı verilsin, Kıbrıs sorunu bir haftada çözüm yoluna girer.
***
Kıbrıs sorunuyla ilgili yazdığım yazılar bir araya getirilse kitaplar oluşturur. Ancak hiçbir zaman kendimi belirli kalıpların içine hapsetmedim.
“Çözümü tarif et” dediklerinde yanıtım hep aynı oldu:
Yaşayabilir çözüm…
Yaşayabilir çözüm, Kıbrıs’ta yaşayan herkesin sahipleneceği çözümdür.
Temeldeki çözüm engelini görmeden, Rum siyasetindeki gücü paylaşmaya aykırı kronik milliyetçi yaklaşımı okumadan, anlamadan, bilmeden Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’a, ne taraftan gelirse gelsin söylenenler, eleştiri bile sayılmaz.
Çünkü önce hastalığı doğru teşhis edeceksiniz.
Sonra ilacı ve tedaviyi tartışacaksınız.




