Derviş DoğanYazarlar

Kuzey Kıbrıs Konunun, Tam Olarak Neresindedir?

Bir ülkede skandalın büyüklüğü kadar, o skandal karşısında devletin ne yaptığı da önemlidir. Bazen kamuoyunu rahatsız eden yalnızca ortaya atılan iddialar değil, o iddiaların ardından gelen sessizliktir.

Türkiye Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıkladığı son gelişmeler, Kuzey Kıbrıs’ta cevap bekleyen son derece ciddi soruları yeniden gündeme taşıdı.

Türkiye’de yürütülen soruşturma kapsamında, kadınların para karşılığında yumurta donörlüğü yapmak üzere yurtdışına yönlendirildiği ve bu faaliyetlerin Türkiye, KKTC, Arnavutluk ve Gürcistan bağlantılı olduğu yönünde bulgulara ulaşıldığı açıklandı. Soruşturmada 41 kadının toplam 811 kez yumurta satışı yaptığı iddia edilirken, aralarında doktorların da bulunduğu 53 kişi hakkında adli işlem başlatıldığı ve 36 kişinin gözaltına alındığı bildirildi. Örgütleyicilerin yaklaşık 2 milyon avro kazanç elde ettiği iddiası da meselenin ekonomik boyutunu gözler önüne seriyor.

Peki, bütün bu gelişmelerin ardından Kuzey Kıbrıs’ta ne oluyor?

Asıl sorumuz budur!

Kuzey Kıbrıs’ta soruşturma var mıydı?

Hatırlayalım: Ağustos 2026’da, Kuzey Kıbrıs’taki bazı tüp bebek merkezlerinde hastalara bildirilen veya hastaların tercih ettiği donörlerden farklı sperm ya da yumurta donörlerinin kullanılmış olabileceğine ilişkin iddialar gündeme gelmişti.

Sağlık Bakanlığı, bunun üzerine ayrıntılı bir araştırma süreci başlatıldığını duyurmuş; donör bilgileri, tedavi süreçleri veya çocuklarının genetik kökeni konusunda şüphe taşıyan ailelere Bakanlığa başvurmaları çağrısında bulunmuştu.

Aradan geçen sürede kamuoyunun bilmek istediği çok basit bir şey var: Bu araştırma hangi aşamada?

Kaç merkez incelendi? Kaç dosya değerlendirildi? Türkiye’de ortaya çıkarılan ve KKTC bağlantısı bulunduğu açıklanan faaliyetlerle ilgili Bakanlığın elinde hangi bilgiler var? Türkiye’deki adli makamlarla resmî bir bilgi paylaşımı yapıldı mı?

Eğer yapıldıysa kamuoyuna neden bilgi verilmiyor?

Henüz yapılmadıysa neden yapılmadı?

Elbette devam eden soruşturmaların her ayrıntısı kamuoyuyla paylaşılmayabilir. Hasta mahremiyeti ve kişisel verilerin korunması da vazgeçilmezdir. Ancak bunlar, kamuoyunun hiçbir bilgi alamaması için gerekçe hâline getirilemez. Soruşturmanın gizliliği başka şeydir, kamuoyunu bütünüyle bilgisiz bırakmak başka şey

Yumurta donörlüğü, üreme sağlığı ve tüp bebek uygulamaları son derece hassas alanlardır. Bu alanlarda öncelik; insan sağlığı, beden bütünlüğü, bilgilendirilmiş rıza, tıbbi etik ve hukuka uygunluktur.

Kadınların ekonomik zorluklarından yararlanılarak bir ticaret ağının parçası hâline getirilip getirilmediği, tıbbi işlemlerin hangi koşullarda gerçekleştirildiği ve iddia edilen organizasyonun hangi merkezlere uzandığı titizlikle araştırılmalıdır.

Burada kadınları peşinen suçlamak da doğru değildir. Asıl araştırılması gereken, varsa bu faaliyetleri örgütleyen, maddi kazanç sağlayan, hukuka aykırı uygulamalara aracılık eden ve denetim yükümlülüğünü ihmal eden kişi veya kurumların sorumluluğudur.

Kuzey Kıbrıs, uluslararası alanda tüp bebek tedavileriyle anılan bir merkez konumundaysa bunun sorumluluğu yalnızca sektörde faaliyet gösteren kurumlara bırakılamaz. Devletin görevi, bu alanın güvenilirliğini korumak ve en küçük bir şüphe karşısında dahi etkili denetim yapmaktır.

Çünkü burada söz konusu olan yalnızca sağlık turizmi değildir. Kadınların sağlığı, ailelerin güveni ve dünyaya gelecek çocukların haklarıdır.

Sağlık Bakanlığı artık kamuoyunun karşısına çıkmalı ve şu sorulara açık, anlaşılır cevaplar vermelidir:

Ağustos ayında başlatıldığı açıklanan araştırma hangi aşamadadır?

KKTC’de faaliyet gösteren tüp bebek merkezleriyle ilgili kaç denetim yapılmıştır?

Türkiye’de yürütülen soruşturmayla bağlantılı olduğu değerlendirilen merkezler veya kişiler hakkında Bakanlığa resmî bilgi ulaştı mı?

Türkiye’deki adli makamlarla ve ilgili kurumlarla iş birliği yürütülüyor mu?

Hastaların donör seçimi, kullanılan üreme hücrelerinin kaynağı ve bilgilendirilmiş rıza süreçleri nasıl denetleniyor?

Herhangi bir mevzuat ihlali tespit edildiyse hangi idari tedbirler alındı? Henüz bir ihlal tespit edilmediyse incelemelerin tamamlanması için nasıl bir takvim öngörülüyor?

Bunlar suçlama değil, kamu adına sorulması gereken sorulardır.

Bir kez daha altını çizelim: Türkiye’deki soruşturmada KKTC bağlantısından söz edilmesi, Kuzey Kıbrıs’taki bütün tüp bebek merkezlerinin veya herhangi bir merkezin suçlu olduğu anlamına gelmez. Bunu ancak somut deliller ve yetkili makamların değerlendirmeleri ortaya koyabilir.

Fakat bu hassasiyet, meselenin üzerinin örtülmesini de haklı çıkarmaz.

Kamuoyunun ihtiyacı olan şey sansasyonel açıklamalar değil; şeffaflık, denetim ve hesap verebilirliktir.

Sağlık Bakanlığı araştırma başlattığını açıkladıysa, şimdi bu araştırmanın geldiği noktayı da açıklamalıdır. İnceleme sürüyorsa neden sürdüğünü, hangi işlemlerin yapıldığını ve bundan sonra ne yapılacağını anlatmalıdır. Soruşturmanın gizliliğini ihlal etmeden de kamuoyuna güven verecek bir açıklama yapmak mümkündür.

Devletin görevi yalnızca soruşturma başlatmak değil, toplumun güvenini koruyacak sonuçlar üretmektir.

Bugün Kuzey Kıbrıs’ın ihtiyacı, soruların cevapsız bırakılması değil, güvenilir bir sağlık sisteminin bütün gereklerinin yerine getirildiğinin gösterilmesidir.

Sayın Sağlık Bakanı, kamuoyu sizden bir açıklama bekliyor.

Daha önce başlatıldığı duyurulan araştırma ne oldu?

Türkiye’de ortaya çıkarılan iddiaların KKTC’ye uzanan boyutuyla ilgili hangi adımlar atıldı?

Ve en önemlisi: Kuzey Kıbrıs’ta bu konuda kamuoyunun güvenini sağlayacak denetim ve soruşturma süreci hangi aşamada?

Bu soruların cevabı verilmelidir.

Çünkü sağlık alanında güven, sessizlikle değil; şeffaflıkla kazanılır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu