Hasan HastürerYazarlar

Kıbrıslı Türklerin sesini kısarak çözüm olmaz…

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın göreve geldiği ilk günden itibaren ortaya koyduğu önemli duyarlılıklardan biri, Rum liderliğinin Kıbrıslı Türklerle yabancıların temas kurmasını engelleyici tutumudur.

Bu hassasiyet yerindedir.

Çünkü Kıbrıs Türk halkı, 1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin iki kurucu ortağından biridir.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 21 Aralık 1963 sonrasında Kıbrıslı Rumların denetimine geçmesi, Kıbrıslı Türklerin anayasal haklarını ve kurucu ortaklık statüsünü ortadan kaldırmaz.

Bu haklar bugün fiilen hayat bulmuyor olabilir.

Ancak vardır.

***

Rum liderliği, uluslararası tanınmışlığın sağladığı avantajı kullanarak tek yanlı ve çoğu zaman Kıbrıs’ın gerçekleriyle örtüşmeyen propagandalarla mevcut pozisyonunu korumaya çalışıyor.

En büyük korkuları nedir?

Yabancıların Kıbrıs Türk tarafını dinlemesidir.

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın görüşlerini, çözüm anlayışını ve Kıbrıs Türk halkının beklentilerini doğrudan anlatmasıdır.

Çünkü Kıbrıs’ın gerçekleriyle Rum tarafının anlattıkları örtüşmüyor.

Bunu bildikleri için Kıbrıslı Türklerin uluslararası platformlarda seslerini duyurmasını istemiyorlar.

Bu, haddi aşmaktır.

Bu, Kıbrıslı Türklere karşı açık bir saygısızlıktır.

Bu, Kıbrıslı Türkleri silahla yok edemeyen anlayışın, şimdi onları yok sayarak siyasal varlıklarını ortadan kaldırmaya çalışmasıdır.

***

En son örnek New York’ta yaşandı.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Birleşmiş Milletler nezdindeki Daimî Temsilciliği, dün BM’deki daimî temsilciliklere ve gözlemcilere gönderdiği mektupla, adı açıkça yazılmasa bile New York’ta Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’la görüşülmemesini istedi.

Mektubun ilgili bölümü şöyle: “.…Söz konusu kişilerle herhangi bir temasta bulunmaktan veya toplantı yapmaktan kaçınmaya davet eder…

… Yukarıda belirtilenler ışığında ve ayrılıkçı entitenin temsilcilerinin, üst düzey şahsiyetlerin oradaki varlığını suistimal ederek, şu an New York’ta ayrılıkçı politikalarını yaymak amacıyla randevu taleplerinde bulunduklarına ilişkin bilgiler doğrultusunda, Kıbrıs Daimi Temsilciliği, Daimi Temsilcilikleri ve Daimi Gözlemci Misyonları ilgili BM Güvenlik Konseyi kararları doğrultusunda söz konusu kişilerle herhangi bir temasta bulunmaktan veya toplantı yapmaktan kaçınmaya davet eder.”

Listede eksik kalan neredeyse yalnızca Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres’ti.

Oldu olacak Guterres’e de, “Tufan Erhürman’la görüşmeyiniz” çağrısı yapsalardı.

***

Dahası var…

Mademki Kıbrıs Türk tarafı görüşülmemesi gereken taraftır, Nikos Hristodulidis cesareti varsa Tufan Erhürman’la görüşme defterini kapatsın.

Bunu yapabilir mi? Yapamaz.

Çünkü Kıbrıs sorununda çözüm aranacaksa masanın iki tarafı da var olmak zorundadır.

***

Yakın zamanda benzer bir örnek daha yaşandı. Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Mehmet Harmancı’nın katılacağı Cyprus Forum’daki unvanına ELAM itiraz etti. Forum yetkilileri de ELAM’ın baskısına boyun eğerek Harmancı’nın unvanıyla oynamaya kalktı.

Harmancı, foruma katılmaktan vazgeçerek doğru olanı yaptı. Çünkü mesele yalnızca bir unvan meselesi değildi. O unvan, temsil edilen toplumun kimliğiydi.

Bir taraftan güven artırıcı önlemlerden söz edeceksiniz…

Görüşmeleri istediğinizi, hatta anlaşmaya hazır olduğunuzu söyleyeceksiniz…

Öte taraftan Kıbrıslı Türklerin sesini kısmak bir yana, adeta boğazını sıkacaksınız.

Böyle karagözlük olmaz.

Geçen gün de yazdım. Bir taraftan Rumlarla görüşmeler devam edecek, öte taraftan kararlı ve etkin uluslararası ilişkiler geliştirilecek.

Birileriyle görüşürken onların anlayacağı dilden konuşacaksınız.

Aksi hâlde sessizliğiniz iyi niyet olarak değil, zayıflık olarak algılanır.

Sonra da istismar edilir.

Hem de pervasızca.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu