Sorry be annem ama görülmüyor!

Kamuda “tasarruf”, “verimlilik” ve “etkinlik”gibi genel kabul görmüş kavramların etrafında toplumsal bir sinerji yaratmak mümkün olamadı.
Kuzeyde kamuyu finanse eder konumdaki T.C.devleti ile bu konuda sağlıklı bir diyalog da kurulamadı.
Hatta konu gözetmeksizin Türkiye devletinden aklı selim bir fikir veya talep gelse, toplumsal direniş refleksi hemen devreye girer duruma geldik.
İç siyasete dışarıdan müdahil olmanın ilk anda akla gelmeyen endirekt bir sonucu da bu oldu.
Dışarıdan müdahale kamu yönetiminde ve maliyesinde genel kabul görmüş doğrular üzerinden olması gereken reformlara da engel teşkil etti ve etmeye devam ediyor.
Konfor alanından çıkmak istemeyen, “yerli isyankâr” olmaya dünden razı çevreler için de toplumda oluşan bu ruh hali güvenli bir limanhaline geldi. Bu kesimlerin ekmeğine de böylelikle yağ sürülmüş oluyor.
Görünen o ki içinde bu zihniyeti de taşıyanların ezelden beri abone olduğu siyasi partinin seçimden zaferle çıkma ihtimali yüksek. CTP’ye ilk defa mühür vuracak olanlar, bunu da gerçekleştirmiş olacaklar.
CTP “adaletli yönetim” adına kamuda T.C.devleti ile mutabık kalıp zamana yayarak bile olsa bu çevrelere “iyilik” yapmamayı göze alabilir mi? Şu ana kadar söyledikleri ve de söylemedikleri ile birlikte aday listesi bir göstergeyse, bu zor.
Yolsuzlukların üzerine gitmek iyi, tamam dadoğruların nasıl yapılacağını da anlatmak lazım, değil mi?
Bunu seçim sürecinde, CTP’de görmek isteyen de var. Seçim sürecinde görülmezse, ne zaman olacak? Şu ana kadar söyledikleri ve söylemedikleri ile bu görülmüyor.
Kendi kontrolü dışında, hazır olmadan bir mevkiye getiriliyor olmanın heyecanının görüntüsü var. “Sorry be annem” ama şu anda bilinçli ve bilinçsiz verilen görüntü bu.
CTP, Üstel liderliğindeki UBP ile elbette aynı kefeye girmez.
“Niye UBP değil ’in” cevabı gani gani var ama toplumda Üstel liderliğindeki UBP’ye karşı oluşan infiali karşılamakta CTP alternatifsizmi sorusunu da özellikle ilk defa bu partiye mühür vuracakların düşünmesi lazım.
UBP’den kaçarken solun temsil edegeldiği “bir şeyi yapmak için değil yapmamak için sebep arayan zihniyete” yakalanmayalım.
Bu açıdan bakılırsa toplum bir ikilem ile karşı karşıya.
Biri yalanı, yanlışı doğruyu ayırt edemiyor, diğeri de doğruları nasıl yapacağını bilmediği için söylemiyor ya da parti içi dengelerdendolayı söyleyemiyor. İktidara gelince bakarız ile geçiştirmeye çalışıyor. Belki de doğruları hiç söyleyemeyecek ve iktidar dönemini tamamlayamadan kendince onurlu çıkış kapısını bulup dünden razı “isyankarları” sokağa davet ederek çekilmek durumunda kalacak.
Bizi bekleyen umarım bu olmaz. Yazık olur.




