Hasan HastürerYazarlar

ANILARDA YOLCULUK… “İNAT VE İLKE”

Kıbrıs sorununda hep beklenti gelgitleri yaşanır… Tam 25 yıl önce… 7 Kasım 2001 Çarşamba günü okurlarla buluşturduğum “İnat ve ilke” başlıklı yazımı sizlere taşımak istedim bugün.

***

“Fırtına öncesi sessizliği Kıbrıs sanırım hiç yaşamadı. Her zaman için bir seri temaslar olmuştur. Görüşmelerin çıkmaza girdiği kabul edildiği anın hemen sonrası yeni görüşmeler için çabalar başlamıştır.

Aslında bu durum uluslararası kimlik kazanan sorunların tümü için geçerlidir. Dünya, dünya barışını tehdit edebilecek sorunları, ilgili tarafların tekeline bırakmaz.

Taraflara önce tatlı tatlı, uzlaşı yolu gösterilir. Uzlaşı için gerekli katkılar konulmaya çalışılır. Bu yardımı kendi düşünceleriyle birlikte harmanlamayı başaranlar, uluslararası desteği de alarak çözümde kendine daha yakın sonuç elde eder.

O noktada sorun eğer bir ince ayar meselesiyse, o ince ayarı kendi yapınızda dışa uyumlu olarak yapmanız gerekir.

“Şu taraf böyle dedi, bu taraf böyle dedi.”

“Senin dediğin yanlış benim dediğim doğru.”

“Eninde sonunda dünya bizim haklılığımızı anlayıp yanımızda olacak.”

   “Niye bunları söylüyorsunuz?” diye sorarlar, aynı yaklaşımları üç aşağı beş yukarı aynı kelimelerle tekrarlamanızı da bir hastalık işareti olarak algılarlar.

İlle de haklıyım yinelemesiyle, haklı olamazsınız.

   Çeşitli yaklaşımlar ve en önemlisi karşı tarafı da sadece anlayarak değil, niye o yaklaşımları ortaya koyduğuna hak vermeyi başararak çözüm önerileri ortaya koyabilirseniz, yaklaşımlarınız uzlaşıya katkı koyabilir.

Okun ucu tektir. Aklın yolunun bir olduğu gibi.

Konuşarak sorunlara çare bulunmak isteniyorsa, karşılıklı konuşulanların önyargısız hatta ekstra iyi niyetle dinlenilmesi gerekir.

Sadece siz anlatarak sağlıklı bir diyalog gerçekleştiremezsiniz. Karşınızdakini de dinleyeceksiniz ve en önemlisi kendinizi olabildiğince onun yerine koyacaksınız.

Eninde sonunda uzlaşı olacak bir sorunu yokuşa sürüp çözümü geciktiren taraf konumuna düşenin uluslararası aileden ciddi anlamda katkı alması mümkün değildir.

… Ve en önemlisi, ilkeli olmakla, inatçı olmak asla aynı değildir.

İnatçılığı vazgeçilmez sayanlar, inatçılığı ilkeli olmakla karıştırırlar. Ancak o noktada önemli olan dıştan bakanların neyi nasıl görüp, nasıl algıladığıdır.

Yol ayırımları her türlü davranışın sınanma noktasıdır.

O noktada ya doğru karar ve davranışlarla yolunuzu doğru bulur gidersiniz. Ya da yanlış yolda ilerleyip çeşitli biçimlerde bedel ödersiniz.

Razı olunulmaz genellikle bedel ödemeye. Çünkü inat gözün gerçekleri görmesini engelleyebiliyor.

   Uzun süreli ısrarların tedavisi de mutlaka daha zordur.

Mesele, yanlış tavrın zamanında fark edilip tedavi edilmesidir. Yanlış insanlar içindir. Önemli olan yanlıştan erken dönüp, bedeli olabildiğince hafif tutmaktır.

*         *           *

Kıbrıs konusunda yarım asra yakındır taraflar benzer görüşlerde ısrarlı görünüyor. Rum tarafı dünya ile daha uyumlu hareket ettiği için en zor anda bile kendi açısından olumsuzluğu olumluya dönüştürebiliyor. Biz en güçlü olduğumuz anda bile kalıcı kazanımlar elde edemedik. İleriyi göremedik. Şimdi gelinen nokta en azından 1999 AB Helsinki Zirvesi’nde start alan geriye sayımın işaret ettiği noktadadır. Çözüm hiç olmayacak sanıp, yumurta kapıya dayanınca da “Eyvah yol ayırımına geldik!” diyoruz. Dünya ile dans ettiğiniz bir sahnede bu politik anlayışla başarılı olmak çok zordur.

Günün sözü:

Acı da olsa doğru söylenmelidir” (7 Kasım 2001-KIBRIS Gazetesi)

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu