En önemli güven artırıcı önlem…

Kıbrıs sevdamın kara sevda olduğunu en güçlü kabullenmeyle, tanımlarım.
Her insan doğduğu toprakları sever.
Sevdiği topraklarda mutlu bir şekilde yaşamak, bir insan için en büyük şanstır.
Bizim kuşak yolun yarısını çoktan geçtik.
Hala ayakta mücadele ederek durabiliyorsan en önemli nedeni, topraklarımıza sıkı sıkı tutunma arzusu, çabası ve kararlılığıdır.
Hiç itirazım yok.
İnsanlarımızın derin bir gelecek kaygısı var.
Bu kaygı giderilemez mi?
Giderilebilir mutlaka.
Ancak somut gerçekler, zamanın bizi beklememesi nedeniyle kaygılarımız azalmıyor, gerilemiyor.
Allah aşkına bu kaygı saptamamın bana ya da yakın çevreme ait olduğunu sanmasın.
Hayatta kişisel iddiam hiç olmadı.
Ancak Kıbrıs Türk Halkını yakından tanıma konusunda çok ciddi iddiam var. Bu nedenle de bana ne iş yaptığım sorulduğu zaman, “Ablos, rütbesiz bir sokak gazeddacısıyım” derim.
***
Her fırsatta yinelerim.
KIBRIS’TA YAŞAYABİLİR BİR ÇÖZÜMÜ İSTEYEN İKİ KİŞİ VARSA BİRİ DE BENİM.
Çok ciddiyim ve her platformda gerekçelerimi anlatırım.
Kıbrıs’ta ve Londra’da yakın aile bireylerim var.
Çocuklarımızı ve devamında torunlarımızı BARIŞ, DEMOKRASİ, İNSAN HAKLARI VE ADALET ANLAYIŞIYLA YETİŞTİRİRİZ.
Yanlışa yanlışla karşılık vermeyiz.
Torun kuşağında ilk torunları kucağına Eray abimler aldı.
Damadımız da Londra’da ailece ilerici bir anlayıştandı.
İki torun yaş yakınlığıyla 13-14 yaşlarına geldiği zaman, Kıbrıs’a gelen abim ve yengemden hediye olarak ne istediler bilir misiniz?
BOYUNLARINA ASMAK İÇİN ALTIN YA DA GÜMÜŞ AY YILDIZ.
Neden?
Nedeni gayet basit. Görüştükleri Kıbrıslı Rum arkadaşlarının Kıbrıslılıktan çok önde Yunan Milliyetçiliğini savunup, görsellerle somutlaştırmaları.
***
Kıbrıs’ta dört torunum var.
Dördü de barış ve insan sevgisiyle yetişiyor.
Elbette mensubu oldukları Kıbrıs Türk Halkı’nın parçası olduklarının bilincindedirler ve de Kıbrıs Türk Halkı’nın en azından son altmış yılda yaşadıklarını aile büyüklerinden dinliyorlar. Ancak bizler yaşadıklarımızı, göçmenlik yıllarımızı düşmanlık dürtüsüyle asla anlatmayız.
Son zamanlarda en büyük sarsıntım, bir torunumun yaşadıkları, bir diğer torunumun Rum Gençlerinin sınır eylemelerinden olumsuz etkilenerek söylediği bir cümle.
En büyük torunum Lara, bir programın mülakat sürecini tamamlayarak, kendisi gibi 17 yaşında bir Rum gençle ABD’ye gitti.
Farklı ülkelerden 45 dolayında gençle birlikteydiler. Sunuş aşamasında Kıbrıslı Rum gencin, Türkiye’den öte Kıbrıslı Türklerin adadaki varlığına saygı göstermeyen yaklaşımı, doğal olarak Lara’yı rahatsız etti. Onun tarzına kapılmadan Kıbrıs sorununun 1963’te başladığını ve adanın Yunanistan’a bağlanmasını Kıbrıslı Türklerin asla kabul etmediğini, etmeyeceğini anlattı.
Lara’nın yol arkadaşı Kıbrıslı Rum genci, Rum toplumundaki genç neslin kaçta kaçını temsil eder?
Bilemem, ama, Lara’nın şansına piyango gibi düşen Rum genci, torunumun iyiniyetli barışçıl duygularını yaraladı.
***
Gelelim 20 Temmuz nedeniyle yapılan sınır eylemlerine.
En küçük torunumun Zara’nın da gözlem ve yeteneği oldukça iyidir. Kısa bir süre önce bayrakla ilgili yaklaşımını da yazmıştım.
Salı günü Zara, telefonla arayıp, barikatlarda Rum motorlular ve gençlerin eylemlerini sordu. Endişe etmemesini söyleyip, “Bunların sayıları çok değil” dedim.
Zara, bir an sustu ve aynen şunları söyledi: “BENİ SEVMEYENLERLE AYNI TOPRAKLARDA YAŞAMAK İSTEMİYORUM, KORKUYORUM.”
Özellikle Zara örneğinden daha çok rahatsız oldum.
Güneyde faşist ELAM’ın parti olarak yükselişi ve gençlerin Türk düşmanlığı ile yetiştirilmeleri devam ederken, hiç bir güven artırıcı önlemin kalıcı etkisi olmaz. Türk düşmanlığı ile yetişenler her türlü yakınlaşmayı her an dinamitleyebilir.
Kıbrıs’ta çözüm ve barış isteyenler bunu görüp, gereken adımları gecikmeden atmalıdır.


