Derviş Doğan

Yüz Bulanların Yüzsüzlüğü

Siyaset, kimi zaman bir aynadır. O aynada kimileri kendini dürüstçe görür, kimileri ise görmekten korktuğu yüzü fark etmemek için o aynayı kırmaya kalkar. Bugünlerde öyle yüzler var ki, yıllarca halkın desteğini kaybetmiş, kendi partisinin dahi güvenini yitirmiş ama hâlâ büyük bir özgüvenle konuşmayı sürdürüyorlar. Sanki hâlâ bu toplumun iradesini temsil ediyormuş gibi davrananlar, gerçeği kabullenmekte en çok zorlananlardır.

 

Tahsin Bey gibi bazı isimler, halkın çoktan hükmünü verdiği bir dönemin figürleri. Partisi tarafından milletvekili listesine bile alınmamış, halkın desteğini yitirmiş ama yine de siyasetin merkezinde yer alma hevesini sürdüren bu figürlerin varlığı, aslında siyasetteki “utanma duygusunun” ne kadar azaldığını da gösteriyor. Çünkü halk, kimin gerçekten çalıştığını, kimin ise sadece koltuğun sıcaklığıyla var olmaya çalıştığını çok iyi bilir.

 

Ancak mesele yalnızca bir kişinin siyasi geleceği değildir. Bazı koltuklar vardır ki, seçimle değil, atamayla gelir. İşte o koltukların verdiği “geçici güç”, kimi zaman birilerini kendinden geçirir. Makamın geçici olduğu unutulur, unvanın halkın gönlünde değil, yalnızca bir imzada yazıldığı görülmez. Oysa bu ülkede halkın iradesi her şeyin üzerindedir. Birileri sizi atadı diye, bu millete tepeden bakma hakkını kimse kendinde göremez.

 

Dahası, ülkenin ezici çoğunluğunun oyuyla Cumhurbaşkanı seçilmiş bir lidere Tufan Erhürman’a küçümseyici göndermelerde bulunmak, siyasi nezaketin değil, siyasi tükenmişliğin göstergesidir. Çünkü gerçekten güçlü olan, koltuğun değil, halkın verdiği meşruiyete yaslanır. Gerçek siyaset, öfke veya kibirle değil, hizmet ve saygıyla yapılır.

 

Ne yazık ki bugün geldiğimiz noktada siyaset, hizmetten çok ego tatmininin sahnesine dönüşmüş durumda. Kimi isimler, halkın sırtına yükledikleri sorumluluğu değil, yalnızca kendilerini düşünmeyi marifet sanıyorlar. Bu yüzden de siyasetin dili kirlendikçe, toplumun umudu biraz daha aşınıyor.

 

Ve evet, taş yapı mevzusuna hiç girmeye gerek bile yok… Çünkü bazen sessizlik, söylenebilecek her sözden daha gür bir çığlıktır. Halkın sabrı sonsuz değildir; günü geldiğinde, kimlerin taşla kimlerin temelle uğraştığını çok iyi hatırlatır.

 

Bugün bir kez daha hatırlatalım: Koltuklar geçicidir, unvanlar silinir, manşetler unutulur. Ama halkın hafızası kalıcıdır. O hafızada nasıl bir iz bıraktığınız, işte asıl mesele odur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu