İlk düzelmesi gereken ayna değil, aynayı çizen ellerdir…

Önceki gün öğleden sonra, akşamı karşılarken BRT 1’de Levent Kutay’ın konuğuydum. Çok keyifli bir sohbet yaptık. Sevgili Tolga Atakan, attığı mesajla keyfimize ortak olduğunu bildirdi.
Ana konumuz CTP’de genel başkanlık seçimiydi.
Soruları yanıtlarken aslında her verdiğim yanıtta, her değerlendirmemde, siyasette parti içi yarış ve siyasi ahlak payı da vardı.
***
Siyasetin doğası, tıpkı hayatın kendisi gibi, rekabetle yoğrulur.
Ancak rekabetin olduğu her yerde bir ahlakî çerçeve yoksa, sonuç ne demokrasiye hizmet eder ne de topluma. Tam tersine, çürümüş bir yapının üstüne inşa edilen bir kavganın fotoğrafı çıkar karşımıza.
Bugün Kuzey Kıbrıs’ta yaşadığımız kaygı da tam budur… Parti içi yarışın, siyasi gelişimin motoru olması beklenendir.
***
Arzulanan partilerin, toplumun dertlerini çözmek için kadrolarını yarıştırması. Fikir yarışı, kadro yarışı, vizyon yarışı yaşanmasıdır.
Özellikle sağ tarafta yarış, ahlaktan arındırılmış bir güç mücadelesine dönmüş durumda. İftiranın, kumpasın, dedikodunun ve kişisel hırsların kol gezdiği bir yarışın sonunda kim kazanır? Kimse. Çünkü ahlakın kaybedildiği bir yarışta, birinci olsanız bile aslında sonuncusunuzdur.
***
Siyasi ahlak dediğimiz şey, kitaplarda yazılı olan formüller değil.
Siyasetçinin halkına, “Ben sizi kandırmam” diyebilme cesaretine sahip olması gerekir. Parti içi demokrasinin ise yalnızca sandıktan ibaret olmadığını bilmesidir.
Sandığa giden yolun da temiz olması gerektiğini herkes bilecek. Zira kirli bir yoldan gidilen temiz sandık yoktur; sandık ancak gidiş yolu kadar temizdir.
***
Son yıllarda siyasette gördüğümüz en büyük erozyon, parti içi yarışların giderek daha fazla şahsi hesapların arenasına dönüşmesidir.
Ne yazık ki siyasetin aktörleri, kendi koltuklarının ömrünü uzatmayı, KKTC’ye nitelikli hizmetten daha önemli hâle getiriyor.
Halbuki siyasetin özü, toplumun geleceğini adım adım ileri taşımaktır. Bazılarının geleceği için yüz binlerin geleceği heba ediliyorsa, orada artık siyaset değil, çıkar ticareti vardır.
***
Siyasi partiler bir ülkenin demokratik mimarisinin taşıyıcı kolonlarıdır.
Kolonlar çatırdamaya başladığında bina ayakta durur mu? Duramaz.
Kimse alınganlık göstermesin özellikle sağ tarafta, UBP’de çatırdamalar duyuluyor. İç hesaplaşmalar ülke gündeminin önüne geçiyor, parti, içi disiplin yerlerde sürünüyor.
Parti içi demokrasi, sadece “ortak akıl” demektir; Bremen mızıkacıları olmadan “çok seslilik” demektir; “eleştiriye kulak vermek” demektir. Fakat görüyorum ki eleştiri düşman mermisine, farklılık bölücülüğe dönüştü.
***
Siyasi ahlak, kaybedince öfkelenmemek, kazanınca kibirlenmemektir. Rakibini düşman değil, aynı davanın farklı bir yol arkadaşı olarak görebilmektir. Unutmayalım: Düşman yaratmak demokrasi değildir; demokrat olmak, fikir ayrılığına rağmen yan yana durabilmektir.
Bugün toplum siyasette değişim istiyor. Ama bu değişim sadece yeni yüzlerle olmaz. Ahlakı yenilemeden siyaseti yenileyemezsiniz.
Parti içi yarışı yeniden anlamlandırmazsanız, halkın güvenini yeniden inşa edemezsiniz. Çünkü güven, bir kere kırıldı mı, en ağır binanın altında kalan betondan daha zor onarılır.
Siyaset, toplum için yapılır. Ve toplum, siyasetin aynasıdır. Eğer siyaset bozulursa, aynanın karşısına geçen herkes yüzünde bir çizik görür. O yüzden ilk düzelmesi gereken yer ayna değil, aynayı çizen ellerdir.




