Federasyondan “Model Belli Değil” Noktasına…

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın, siyasi parti liderleriyle yapılan üçlü görüşmenin ardından yaptığı “federasyona atıf yok, model belli değil” açıklaması, Kıbrıs Türk siyasi hayatında basit bir teknik detay olarak geçiştirilemeyecek kadar önemli bir kırılmaya işaret etmektedir.
Zira bu sözler, 1974’ten bu yana istikrarlı biçimde savunulan federasyon tezinden fiili bir uzaklaşmayı da beraberinde getirmektedir.
Yıllardır Birleşmiş Milletler kararlarında, doruk anlaşmalarında ve taraflar arasındaki yakınlaşma çabalarında birçok kez vurgulanan federasyon modeli, özellikle CTP’nin siyasi omurgasını oluşturan temel bir parametreydi.
Bugün gelinen noktada “modelin belli olmadığı” yönündeki bir beyan, yalnızca müzakere masasındaki taktik bir esneklik olarak değil, aynı zamanda stratejik bir yön değişikliği olarak okunmak durumundadır.
Asıl mesele de tam burada başlamaktadır. Eğer federasyon artık masada değilse ya da en azından açık biçimde savunulmuyorsa, o hâlde masada ne vardır? “Model belli değil” demek, kamuoyu açısından belirsizlikten başka bir anlama gelmemektedir.
Bu belirsizlik ise, Kıbrıs Türk halkının geleceğini doğrudan ilgilendiren bir konuda kabul edilebilir değildir.
Daha da önemlisi, bu yön değişikliğinin Türkiye ile “istişare” edilerek yapılmış olduğuna dair güçlü bir izlenim oluşmuştur.
Bu başlı başına bir eleştiri konusu olmak zorunda değildir; zira Kıbrıs Türk tarafının Türkiye ile eşgüdüm içinde hareket etmesi siyasetin bir gerçeğidir. Ancak sorun şudur: Türkiye ile istişare edilirken, Kıbrıs Türk halkı ile neden açık ve şeffaf bir istişare yürütülmemektedir?
Cumhurbaşkanı Erhürman’ın üç-beş siyasi parti lideriyle yaptığı görüşmeler elbette önemlidir, ancak yeterli değildir. Toplumun geniş kesimleri, özellikle de yıllardır federasyon söylemiyle mobilize edilmiş seçmen kitlesi, bugün savunulan ya da terk edilen çözüm modelinin ne olduğunu bilmek zorundadır. Aksi takdirde, seçim öncesi vaatler ile seçim sonrası pratikler arasındaki makas hızla açılacak ve bu durum ciddi bir siyasi güven krizine yol açacaktır.
CTP açısından bakıldığında tabii ki o daha da çarpıcıdır. Parti, kuruluşundan bu yana federasyonu yalnızca bir çözüm modeli olarak değil, aynı zamanda bir kimlik meselesi olarak savunmuştur. Bugün federasyonun sessizce rafa kaldırılması söz konusuysa, CTP yönetimi bu yeni yönelimin ne olduğunu, neden gerekli görüldüğünü ve bunun Kıbrıs Türk halkına ne kazandıracağını açıkça anlatmak zorundadır.
Şu sorular artık kaçınılmazdır:
Federasyon terk ediliyorsa yerine ne konulmaktadır?
Bu yeni modelin uluslararası meşruiyet zemini var mıdır?
BM parametrelerinin dışına çıkmanın Kıbrıs Türk halkına maliyeti hesaplanmış mıdır?
Bu sorular cevapsız kaldığı sürece, “model belli değil” söylemi bir diplomatik manevra değil, siyasi bir muğlaklık olarak algılanacaktır.
Sonuç olarak, Kıbrıs meselesi kapalı kapılar
ardında, belirsiz kavramlarla ve muğlak ifadelerle yürütülecek bir süreç değildir. Toplum, geleceğini ilgilendiren bu hayati konuda açık, net ve dürüst bir açıklama beklemektedir. Federasyon savunulacaksa bunun gerekçeleriyle birlikte savunulması; terk edilecekse de bunun nedenleri ve yerine konan alternatifin tüm boyutlarıyla kamuoyuna anlatılması şarttır.
Aksi hâlde sorun yalnızca çözüm modeli değil, siyasetin kendisi olacaktır.
