Hasan Hastürer

Uzlaşı, erozyon yaşıyor…

Keşke akşam yatıp, sabah kalktığımızda genel seçim olsa.

   Seçim olsa ve erken seçim tartışmalarının geride kalmasıyla birlikte, uzlaşı erozyonu ve yüksek tansiyon sonlansa.

   Fiber Optik Protokolü’nün Cumhuriyet Meclisi’ndeki onay görüşmesi uzun zaman unutulmayacak gerilimlere sahne oldu.

   19 saatlik Meclis oturumunun ardından UBP’nin kabullenmekte zorlandığı oturumun kapanması yeni tartışmaları da gündeme getirdi.

***

KKTC’de her platformda uzlaşı erozyonu yaşanıyor.

   Siyaset sertleşti. Meclis’te tansiyon yükseldi. Oturumlar gerilimle kapandı. Sosyal medya mahkeme salonuna döndü. Herkes birbirini suçluyor. Ama sorması gerekenlerden kimse ortak paydanın nerede kaybolduğunu sormuyor.

Kuzey Kıbrıs küçük bir ülke. Bu küçüklük bazen avantajdır; hızlı karar alabilirsiniz, iletişim doğrudandır. Ama aynı zamanda kırılgandır. Çünkü kişisel kırgınlıklar hızla kurumsal krizlere dönüşür. Bir partideki gerilim tüm sistemi etkiler.

   Uzlaşı, bizim coğrafyamızda bir lüks değil, zorunluluktur. Koalisyon kültürü bu ülkenin gerçeğidir. Tek başına iktidar istisnadır. Hal böyleyken köprüleri yakmak, yarının ihtimallerini de yakmaktır.

Bugün ekonomide sıkıntı var. Hayat pahalılığı ödeneğine rağmen, pahalılık dar ve sabit gelirliyi eziyor. Ucuzluk güneyde aranıyor.

   Gençler gelecek planını başka ülkeler üzerinden yapıyor. Kamu maliyesi alarm veriyor. Eğitimde, sağlıkta yapısal sorunlar birikiyor. Böylesi bir tabloda siyaset enerjisini kavgalara harcamamalı.

   Ama harcıyor.

***

KKTC’nin son durumuna baktığımızda bir yandan kurumsal işleyiş devam ediyor. Devlet mekanizması çalışıyor. Ama siyasal iklimde bir sertleşme var. Diyalog dili zayıflıyor. Karşılıklı empati azalıyor. Herkes kendi tabanına konuşuyor; ülkeye değil.

Oysa bu ülkenin hikâyesi uzlaşı üzerine kuruldu. 1960’lardan bu yana yaşanan her kırılma bize şunu öğretti: Masadan kalkmak kolaydır. Ama yeniden oturmak zordur. İçeride de dışarıda da…

Kıbrıs sorunu gibi tarihsel bir mesele önümüzde dururken içerideki uzlaşı kültürünün zayıflaması ayrıca düşündürücüdür.

***

Toplumsal dil sertleşti. Eleştiri ile düşmanlık arasındaki çizgi inceldi. Farklı düşüneni ikna etmek yerine susturma eğilimi arttı. Oysa demokrasi, karşıt fikirlerin birlikte yaşayabilme sanatıdır.

   Peki çözüm ne?

   Öncelikle herkes şunu kabul etmeli: Haklı olmak yetmez. Üslup da önemlidir. Siyaset sadece ne söylediğinizle değil, nasıl söylediğinizle de ölçülür. Bugün ihtiyaç duyulan şey, uzlaşı için buluşma noktasına doğru adım atma cesaretidir. Bu zayıflık değil, olgunluktur.

İkinci olarak, ortak akıl mekanizmaları güçlendirilmelidir. Meclis komiteleri daha etkin çalışmalı. Sivil toplum daha fazla sürece dahil edilmeli.  Kapalı kapılar ardında ve dışarda söylenenler farklı olmamalı. Şeffaflık artırılmalı. Çünkü şeffaflık güven üretir.

   Ve belki de en önemlisi… Uzlaşıyı savunmak popüler olmayabilir. Sert çıkışlar daha çok alkış alabilir. Ama devlet ciddiyeti alkışla değil, uzlaşının istikrarıyla ölçülür.

Her şeye rağmen KKTC’nin son durumu umutsuz değildir. Ama uyarıcıdır. Erozyon devam ederse zemin incelir. Zemin incelirse ilk sarsıntıda büyük kırılmalar olur.

   Uzlaşı bir günde inşa edilmez. Ama bir günde yıkılabilir.

   Bu ülke, geçmişin tecrübelerinden ders çıkarıp köprüleri yeniden kurabilecek mi? Yoksa her gerilimde biraz daha uzaklaşmayı mı seçecek?

   Karar siyasetin. Bedel ise toplumun.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu