Hasan Hastürer

Ayağını yorganına göre uzatmak, cimrilik değil, dengedir

Rahmeti Babacığım K. Kaymaklı’nın popüler yoğurtçularından biriydi.

Yoğurtçu Salih diye bilinirdi.

Bahçenin ucundaki bir bölüm Yoğurt Evi olarak bilinirdi.

Annem yapardı yoğurtları.

Afet Aba olarak anneciğim evin mali sorumlusuydu da…

“Ayağımızı yorganımıza göre uzatacağız” sözünü çok sık kullanarak, hayatımızın ilk ekonomik nasihatini verirdi.

Bu nasihat ekonomi kitabı değildir ama ekonominin özüdür.

Siyaset manifestosu değildir ama bütçe disiplininin ta kendisidir. Aile terapisi değildir ama huzurun anahtarıdır.

***

Peki uzatmazsak ne olur?

Önce üşürüz.

Sonra borçlanırız.

Sonra da başkasının yorganına muhtaç hale geliriz.

Birey için de böyledir, devlet için de… Hatta toplumlar için daha da acı sonuçlar doğurur. Çünkü bireyin yaptığı hata cebini yakar; devletin yaptığı hata gelecek kuşakları.

Bugün herkes daha iyi yaşamak istiyor. Daha büyük ev, daha yeni araba, daha pahalı telefon. İstemek ayıp değil. Sorun, geliri artmadan gideri büyütmekte. Gelir yerinde sayarken harcamalar koşuyorsa, bir süre sonra denge bozulur.

Ekonomide bunun adı basittir: açık.

Aile bütçesinde kredi kartı limiti dolar. Devlet bütçesinde borç stoku kabarır. Faiz artar. Enflasyon yükselir. Alım gücü düşer. Yani yorgan kısa kalır.

***

Ayağını yorganına göre uzatmamak sadece lüks harcama yapmak değildir. Bazen siyasi popülizmdir. “Herkese vereceğim” demek kolaydır. Ama “kaynağı nereden bulacağım?” sorusu zor sorudur.

Kolay söz alkış getirir. Zor soru sorumluluk getirir.

***

   Toplum olarak bir yanılgımız var: Harcamanın refah olduğunu sanıyoruz. Oysa gerçek refah üretimle olur. Üretmeden tüketmek, mirasyedi zenginliğine benzer. Bir süre parlarsın, sonra söner.

   Devletler için de geçerli bu. Sürekli borçlanarak maaş ödeyen bir yapı sürdürülebilir değildir. Sürekli dış destekle ayakta duran ekonomi kırılgandır. Kendi ayakları üzerinde duramayan sistem, ilk rüzgârda sallanır.

                                                                   ***

Aileye dönelim.

Gelir 40, gider 60 ise o evde huzur uzun süre kalmaz. Önce küçük tartışmalar başlar. Sonra suçlamalar. “Sen harcadın.”, “Hayır sen istedin.” Ekonomik stres ilişkileri kemirir. Yani yorganın kısalığı sadece ayağı değil, sabrı da üşütür.

Peki çözüm ne?

   Tutumluluk mu? Evet ama tek başına değil.

   Planlama. Öncelik belirleme. Gerçekçilik.

   Her istediğimiz ihtiyaç değildir. Her ihtiyaç da acil değildir. Bu ayrımı yapamadığımızda tüketim kültürü bizi yönetir.

                                                                       ***

Siyasette de aynısı yaşanıyor. Bütçe disiplininden kopan yönetimler kısa vadeli rahatlama sağlar ama uzun vadeli yük üretir. O yükü kim taşır? Halk.

Enflasyon, görünmez bir vergidir. Ayağını yorganına göre uzatmamanın faturası olarak tanımlanabilir.

KKTC’de de ya yorganı büyüteceğiz ya da ayağı bilinçli uzatacağız.

Gösteriş ekonomisi bizi kandırmasın. Sosyal medyada görünen hayatların çoğu krediyle yaşanıyor. Parlak vitrinlerin arkasında taksit taksit ödenen yükler var.

Gerçek güç, sahip olduklarını yönetebilme becerisidir.

Unutmayalım…

Ayağını yorganına göre uzatmak korkaklık değil, akıldır. Cimrilik değil, dengedir. Geri kalmışlık değil, sürdürülebilirliktir.

Ve en önemlisi şudur: Yorganın boyunu bilmeyen toplumlar, bir gün soğuk gerçeğin içinde kalır.

O yüzden mesele ayağı kısmak değil; ölçüyü bilmektir.

Ölçü kaybolduğunda sadece bütçe değil, gelecek de açık verir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu