Sipariş verdim . Bir porsiyon mutluluk, dörde taksim…

Bayram sabahı gelen bir mesaj…
Gönderen: Musa Sönmezler. “Mutlu bayramlar… olabildiğince.” Durup düşündüm. “Olabildiğince” ne demek?
Mutluluğun da artık bir sınırı, bir kotası, bir üst limiti mi var?
Ben de cevabı geciktirmedim:
“ Sipariş verdim . Bir porsiyon mutluluk, dörde taksim, Musa gardaş.”
Şaka gibi yazdım ama içinde acı bir gerçek saklıydı.
***
Eskiden yaygın kullanılan sözlerden biriydi. “Toplumsal mutluluk olmadan bireysel mutluluk olmaz.”
Bana sorarsanız, bugün bu cümle, eski siyah beyaz bir fotoğraf gibi kaldı… Sararmış, köşeleri kıvrılmış…
Oysa dün de doğruydu, bugün de doğrudur.
Bir toplum mutsuzsa, bireyin, bireysel mutluluğu zorlaşır, uzun ömürlü olmaz.
Adeta gelip geçicidir… Nisan yağmuru ya da yaz aşkları gibi.
Ama işi bir de şu yanını, sıfırla çarpmak insafsızlık olur.. Görmemiz gereken madalyonun diğer yüzü de vardır…
Bireysel mutluluk, toplumsal mutluluk havuzunu beslediği kadar değerlidir.
Yani mesele, “Ben mutlu olayım” değil, “Biz mutlu olalım” diyebilmeyi içi dolu olarak seslendirmektir. O zaman yüksel, yoğunlaşan bireysel mutluluklar, toplum mutluğu çoğaltır. Bireysel ve toplumsal mutluluk arasında interaktif, etkileşimli bir ilişki oluşur bu da hem toplumsal, hem bireysel mutluluğa iklim yaratır.
***
Eskiden bayram mesajlarında üç kelime vardı: Sağlık, mutluluk, başarı.
Şimdi ben sıralamayı değiştirdim. Uzun süredir, mesajlarımı, mutluluğu başa yazarak, “Mutluluk, sağlık ve başarı dilerim” diyerek tamamlarım.
Çünkü mutluluk yoksa, ne sağlığın kıymeti kalır, ne de başarının tadı olur.
Başarı, mutsuz insanın elinde yük olurken, sağlık, bile mutsuzlukla birleşince sorunlu, eksik kalır.
***
Dün bayramın ilk günüydü. Sokağa çıktım, etrafa baktım… sonra telefona. Bayramlaşmaların büyük çoğunluğu sosyal medyada.
Mesajlar, emojiler, hazır cümleler…
Ama eksik olan bir şey var… Bir arada olmanın, sıcaklığı. Eskiden kardeşler, çoluk çocuk bayramda mutlaka bir araya gelirdi.
Şimdi kardeş sayısı çok değil ama, beş de olsa, on da olsa, herkes kendi çekirdek ailesinin içinde.
Aynı adada, aynı şehirde ama ayrı bayramlar.
***
Kendime sordum: “Mutluluk sorgulanıyor mu?” Mutsuzluğa alıştığımız için mutlulukla “tanışıklığımız” kalmamış.
Sorgulanmadığı için de yokluğu hissedilmiyor. Sanki hep vardı da, hâlâ varmış gibi davranıyoruz.
Oysa yok.
Yok olan bir değer için en tehlikeli yan, yokluğuna alışmak.
***
İş insanı dostum Musa Sönmezler’le her gün, sosyal medyada selamlaşırız.
Ama ezberin dışında. Her gün klasik “günaydın” yoktur… Her gün günaydının önüne arkasına bir ekleme yaparız. Sonuçta birkaç kelimeyle, günaydından öte oluyor anlatılanlar.
O yüzden bayram mesajı da farklıydı. Ben de aynı tonda cevap verdim.
Bu noktada bir vurgu yapayım izninizle, ezber, duyguyu öldürür. Rutinleşen her şey, zamanla anlamını kaybeder.
***
Eskiden karpuz bütün alınırdı. Koca bir karpuz, eve girer, kesilir ailece yenilirdi..
Şimdi? Öncelikle dört mevsim karpuz var. Ama yarım, çeyrek ya da dilim dilim.
Kebap porsiyon olur, anlarım da, karpuzun porsiyonu mu olur?
Oluyor. Karpuzun dilim satılmasına da alıştık. Çünkü hayat artık porsiyonlanmış durumda.
Zaman porsiyon… İlişkiler porsiyon…Sevgi porsiyon…
Peki mutluluk?
Eğer ölçülüyorsa…Eğer hesaplanıyorsa… Eğer “olabildiğince” deniyorsa… Demek ki mutluluğun da porsiyonu var. İşte tehlike burada başlıyor.
Mutluluk porsiyona bölündüğü gün, toplum da bölünü “biz yok olur, meydan “ben” diyenlere kalır..
Ve o gün geldiğinde, hiç kimse doymaz.
Ne kalp doyar, ne cep doyar, ne göze, ne mide doyar… Hiç biri doymaz..
***
Tevfik Fikret, Haziran 1912’de yazdığı ünlü “Han-ı yağma” şiirinde ne güzel demişti…
“Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çatırdayan ocak!
Bugün ki mideler kavi, bugün ki çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak…
Yiyin, efendiler yiyin; bu haykıran sofra sizin;
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!”
***
Tam yazımı bitirdim derken Serhat İncirli’den sümbül çiçekli fotoğraf üzerine yazılmış “Mutlu bayramlar” mesajını aldım. İşte yanıt mesajım: “ Çok mutlu bayramlar Serhatım…. Ful kebap gibi, ful bayramları da görürüz inşallah.”




