Kimin cebini koruyorsunuz?

Sokağa çıkıp, halktan 10 kişiye, ülkenin geleceği ile ilgili ne düşündüklerini sorduğunuzda, ezici çoğunluktan aldığınız yanıt; kötümser bir belirsizlikten ibaret.
Yarının ne olacağının belli olmadığı, istikrarsızlığın, istikrarlı bir şekilde devam ettiği bir düzende yaşıyoruz.
Bırakın on yıl sonrayı, önümüzdeki yıl ne olacağının kestirilmesi neredeyse imkansız bir ülkede yaşıyoruz.
Ülkenin idari yapısı, bir türlü doğru ve sağlam zemine oturmuyor.
KKTC’nin uluslararası alanda tanınmamışlığı ve bu durumun yarattığı siyasi belirsizliğin etkilerini yadsımıyorum. Ancak bu durum, mevcut şartlar altında bile, kötü yönetimin bir kader olduğu sonucunu doğurmuyor. Birçok uluslararası tanınmışlık statüsü olan devletlerin de, yozlaşma, kötü yönetim ve çürümüşlük neticesinde, halkın refah ve medeni yaşam koşullarından uzak yaşadığını biliyoruz. Biz ise hızla bu yolda ilerliyoruz. Bu ülkelerle kıyas yaptığımızda ise ilginç, temel bir farklılık olarak, ortalama eğitim seviyesi ön plana çıkıyor.
Çürümüşlüğün hakim olduğu ülkelerde, ortalama eğitim seviyesinin düşüklüğü ön plana çıkarken, bizde ise, bir taraftan ortalama eğitim seviyesinin dünya ortalamalarının çok üzerinde olduğu ile övünürken, diğer taraftan hayat standardımız düşüşte, yolsuzluk ve idari çürümüşlükteki artış gözle görülür, hayatlarımızı temelden sarsacak boyuta ulaşıyor.
Bu şartlar bizi toplumdan topluluğa doğru sürüklerken, toplumsal değil bireysel kurtuluşun daha ön plana çıktığını görüyoruz.
Her zaman inandığım, bir ülkede ekonomi ve eğitim iyi yönetilirse, diğer sorunların aşılmasının daha kolay olacağı yönündedir. Bizde ise, kötü yönetimin kendini ilk gösterdiği nokta, ekonominin idaresi.
Geçtiğimiz hafta İngiltere’de yeni Başbakan Liz Truss görevi Boris Johnson’dan devraldı. Truss göreve gelir gelmez, hükümetinin programını açıklarken, ekonominin içinde bulunduğu darboğazın farkındalığını belirterek, hane halkı ve işletmeler için bir destek paketinin parçası olarak, enerji faturalarını iki yıl boyunca sabitleneceğini ve herhangi bir artışın olmayacağını duyururken, her hanenin yıllık ortalama 1000 sterlin tasarruf edeceğinin hesaplandığını belirtti. Bunun gerçekleşmesi için yaptıkları eylem planının detaylarından ve bunun nasıl sübvanse edileceğinden bahsederken, değişmeyen temel önceliğin halkın genelinin refahı ve enflasyonla mücadele olduğu ise açıkça görülebiliyor.
Zaman zaman, yaklaşım farklılıklarının kıyasını yapmak için yazılarımda örnekler kullanıyorum.
Amacım hiçbir şekilde KKTC ve İngiltere arasındaki güç kıyası değildir. Güç ile yaklaşım bir birinden farklı olgulardır.
İyi idarenin, her yerde iyi idare olduğu gibi, doğru yaklaşım da her yerde doğru sonuçlar vereceği kanaatindeyim.
Yıllık enflasyonun yüzde on civarında olduğu İngiltere’de yaklaşım hane halkı gelirini koruyucu önlemler üzerine eylem planları uygulanırken, gelin ülkemizin son dönemini bir aklımızdan geçirelim.
Yüzde yüzün üzerinde enflasyona ek Türk Lirasının değer kaybı ile eriyen alım gücü, meclisten ben yaparım olur zihniyetiyle yapılan, sonrasında anayasa mahkemesinden dönen yasalar, kaosa dönen yerel yönetimler, ihalesiz yakıt alımları ile fazladan ödenen milyonlarca dolar ve daha sıralanabilecek onlarca örnek ortada duruyorken, bu ülkede nasıl iyimserlikten bahsedilebilir.
Bizi yönettiğini iddia edenler, geleceğimizi ipotek altına almaktan başka, ne yapıyor? Ne işe yarıyor?
Halkın cebini korumuyorsa, kimin cebini koruyor?
