Talepler Lükse yöneliyor…

Bir tarafta günlük yaşamlarını idame ettirmekte zorlanan kesimler mevcut,diğer tarafta kendilerine yeni yeni lüks yaşam alanları tesis edenler.
Son 20-25 yılda yaşadığımız ekonomik dönüşümler, toplumsal sınıflar arası sınırları muğlaklaştırdı. Bir zamanlar sadece “seçkin” zümrelere ait görülen havuzlu villalar, son model arabalar, ultra lüks tüketim unsurları artık daha geniş kitlelerin erişebildiği sembollere dönüştü. Bu dönüşümde sadece ekonomik faktörler değil, derin bir sosyo-psikolojik boyut da rol oynuyor. Özellikle kamu sektöründe çalışanların yükselen yaşam standartları, tüketim davranışlarını da radikal biçimde etkiledi. Peki bu lüks tüketim arzusu nereden besleniyor?
Bir dönemin “ayrıcalıklı” göstergesi olan lüks konut ve otomobil, bugün artık birçok kişi için “hedeflenebilir” bir statü simgesi. Özellikle 2000’li yılların başından bu yana Kuzey Kıbrıs’ın siyasi ve ekonomik yapısındaki değişiklikler, orta sınıfın taleplerini yeniden şekillendirdi.
Özellikle kamu çalışanlarının belli bir gelir seviyesini garanti altına almasıyla birlikte, “ben de hak ediyorum” duygusu çok daha belirgin hale geldi. Bu duygu, sadece ihtiyaçtan değil, aynı zamanda görünürlükten ve “statüye katılma” isteğinden doğuyor. Modern toplumlarda tüketim, sadece bir ihtiyaç giderme aracı değil; aynı zamanda aidiyetin, kimliğin ve başarı hissinin bir göstergesi haline gelmiş durumda.
İşin en dikkat çekici yanı: Talep arttıkça, satıcılar da bu arzuyu fiyatlara yansıtıyor. Yani sadece ekonomik koşullar değil, psikolojik ve sosyal motivasyonlar da konut ve otomobil fiyatlarını yukarı çeken birer dinamik haline geliyor. İnsanların “bir üst sınıfa aitmiş gibi” görünme isteği, piyasayı sürekli yukarı taşıyor.
Sosyologların ve psikologların yıllardır dile getirdiği gibi, bireyin toplum içindeki yeri artık sahip oldukları üzerinden tanımlanıyor. Bu da ‘lüks’ü, ulaşılması gereken bir ihtiyaç gibi gösteriyor. Geniş balkonlu evler, akıllı sistemli mutfaklar, prestijli mahalleler artık birer yaşam gerekliliği değil, sosyal görünürlük yatırımı haline geliyor.
Lüks tüketime yönelim sadece ekonomik değil; kültürel, psikolojik ve sosyolojik bir olgu. Bu arzunun körüklenmesinde medya, reklam, sosyal medya ve hatta kamu politikaları bile rol oynuyor. Ancak bu görünürdeki refahın bir bedeli var elbette.. Aşırı borçlanma, gelir-gider dengesinin bozulması ve ekonomik kırılganlık.
Toplumsal yapı içinde lüksün demokratikleşmesi bir yandan olumlu gibi görünse de, diğer yandan toplumu yüzeysel değerlerle donatılmış, gösterişe dayalı bir düzene sürüklüyor olabilir. Gerçek refah, sadece “sahip olduklarımızla” değil, yaşamın kalitesiyle, üretkenlikle ve toplumsal dayanışmayla ölçüldüğünde anlamlı hale gelir.
Belki de asıl lüks, bütün bu tüketim girdabının dışında kalabilmektir.
