Enerji ve bölge barışı…

Özgürlük ile bağımlılık arasındaki, doğrudan ilişki yadsınamaz bir gerçekliktir.
Bireyden başlayarak kendine yeterlilik ise, kişiliği şekillendirir.
Bir ülkenin ise, kendine yettiği oranda bağımsız ve özgür olduğu tanımlamasını yapmak sanırım yanlış olmaz.
Ülkemizin, politik koşullardan kaynaklı, negatif gerçekleri görmezden gelmek ne kadar doğru değilse, sürekli bahane edebiyatı yapmak da, bir o kadar yanlış.
Sürekli kendi kendine yeten, kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomik yapıdan bahsediliyor, ama ne yazık ki, ‘ekonomik kriz’ sürekli gündemimizden düşmüyor.
Her hangi bir konu üzerine, eleştirel bir yaklaşım getirilirken, eleştirenin yanlışının teşhiri kadar, önerdiği çözüm alternatifleri, yapılan eleştirinin kıymetini belirler.
Yazılarımda da bir konu üzerine eleştiri yaparken, bu felsefeden kopmamaya özen gösteririm.
***
İki hafta bu köşede yenilenebilir enerji kaynaklarından güneş enerji sistemlerinin, ülke içi refah dağılımında ve hane kullanımının önemine yönelik izlenmesi gereken enerji politikasına değinmiştim. Olması gerekenle, gerçekler ne yazık ki birbiri ile örtüşmüyor. Konunun ise, birçok tartışılması gereken yönü var.
Enerji, hayatın kaynağı olması yanında, hayatın idamesinde de kilit rol oynuyor.
Günümüz dünyasında, enerji her yaşayan varlığın olduğu gibi ekonominin de kilit faktörleri arasında baş sıradaki yerini çoktan almış durumda.
***
Mevcut koşullar altından yapılabilecek olanları yapabiliyor muyuz?
Adanın, 1974 sonrası bölünmüşlüğünün ne kadar devam edeceği henüz yanıt bulamasa da, Güney Kıbrıs yönetimi uluslararası anlaşmalar yapmaktan geri kalmıyor.
Mevcut koşullar altından yapılabilecek olanları yapabiliyor muyuz?
‘ Enerji her varlığın başlangıç noktası ise; Ülkemizde genel bir enerji politikası var mı?’, sorusuna yanıt; ‘elektrik kesilmeyecek kadar’ desek sanırım yanlış olmaz.
***
Ülkemizin ana enerji sağlayıcısı konumunda olan KIB-TEK’in toplam ürettiği enerji yeterli olmadığı için AKSA’dan yıllık 700 milyon kwh alım garantili, 2024 yılında sona erecek bir anlaşma yürürlükte.
AKSA’dan alınan miktar, yıllık toplam üretimin 40%’ ı oranında.
Anlaşmanın bitmesine 4 yıldan az bir süre var.
Toplum için bu kadar önemli bir konuda, bu süre sona erdiğinde, izlenecek yol ile ilgili net bir karar henüz yok.
4 yıl uzun bir süre değil. Özellikle yapılacak yatırımın önemi düşünüldüğünde önümüzde kısa sayılacak bir süre var.
Alternatif çözüm üretilmesi noktasında vizyon ve pro aktif hareket önemli.
Olası çözüm alternatifleri de sınırsız değil. Ya AKSA ile yola devam edilecek, ya mevcut KIB-TEK üretimi artırılacak ya da enterkonnekte farklı kaynaklardan enerji alımı yapılacak.
Bu vizyon belirlenirken, yaratılacak katma değer kadar, çevreci ve sürdürülebilir olmasına dikkat edilmeli.
***
Avrupa Elektrik şebekesi Enterkonnekte bir sistemle birbirine bağlı. AB, 2020 yılı için üye ülkelerden yıllık üretimlerinin yüzde 10’u kadarını enterkonnekte sisteme dahil etmelerini istedi. Zaman içinde ise bu oranın artırılarak devamı öngörülüyor. Bir nevi ‘Açık Pazar’ gibi oluşacak sistemde, hem üye ülkeler bir birlerinin olası arızalarda sigortası olurken, üretim fazlasının potansiyel müşterisi olabiliyor. Hiçbir AB enterkonnekte üyesi ülkenin, doğru maliyette, fazla ürettiği elektrik elinde kalmıyor.
Güney Kıbrıs’ın da dahil olduğu “EUROASIA INTERCONNECTOR” , bir Avrupa birliği projesi, İsrail, Kıbrıs ve Girit-Attiki üzerinden,1208 km’lik mesafeden, 2000 megavatlık enerji aktarımını kapsıyor. Proje gaz rezervleri yanında, yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilecek elektrikle AB pazarının yüzde 10’una talip.
Toplam proje maliyetinin 3.5 milyar Euro civarında olacağı öngörülen proje ile yıllık kar oranının tüm sosyo ekonomik dengelerle birlikte 500 milyon Euro ile 1 Milyar Euro arasında olacağı tahmin ediliyor. Projenin imarına henüz başlanmamakla beraber, gerek finansman sorunu olduğu, gerekse uygulamanın mesafe açısından uygulanabilirliği hala tartışılıyor.
***
Türkiye de Avrupa enterkonnekte sistemin bir parçası.
İşte tam da bu nokta, bizde tartışmaların başladığı nokta.
Avrupa enterkonnekte sistemine mi bağlanalım? Yoksa, Türkiye’den kablo ile elektrik mi gelsin?
Aslında ikisi de ayni şey ama bizde tartışmalar farklı.
Yukarıda bahsettiğim ‘EUROASIA INTERCONNECTOR’ projesinin gideceği yolun mesafesi de teknik uygulaması da çok daha kısa mesafe ve maliyet uygunluğu ile Türkiye üzerinden yapılabilir.
***
Bugünün konjonktürü bunu zorlaştırıyor gibi görünüyor. İşte pro aktif siyasetin önemi burada ortaya çıkıyor.
Avrupa Birliği siyasi olarak KKTC’yi tanımıyor. Diğer taraftan Kıbrıs Cumhuriyeti ise AB üyesi. Tanımadığı bir ülkeyi de direk veya dolaylı olarak elektrik şebekesine entegreye sıcak bakmadığı ortada.
Ercan havaalanı örneği de ortada. Kuzey Kıbrıs’a, Türkiye dışından direk uçuş yok, ama bir şekilde etrafından dolaşarak sorunu kısmen de olsa çözmüş olmamıza da kimse bir şey demiyor.
Kıbrıslı Türklerin adadaki çözümsüzlükten en fazla zarar gören kesim olduğunu hep söylüyoruz.
Enerji konusunda da, doğru öngörü ile atılacak bir adımın belki de ada ekonomisine katkısı yanında barışa da katkısı olur.
Ülkemizde, güneş, yıl boyunca bütün cömertliği ile boy gösterirken, biz bunu bırakın kendi kendimize yetmeye, ülkeye gelir yaratacak seviyeye getiremez miyiz?
Bunun doğru öngörü ve doğru yatırımla mümkün olabileceğine inananlardanım.
Bu konuda, doğru yönde atılacak her adımın, ada ve bölge barışı yanında, ekonomik katkısından da kimsenin şüphesi olmasın.
