Masaya Oturmak Çok mu Zor..?

Hayır asla değil…!
Bir mektup yazarsın BM’ye ve dersin ki “ben hazırım”.
BM de zaten dünden hazır, eski masayı çıkarır koyar önümüze ve biz de otururuz.
Karşımıza da Rum tarafı oturur.
BM’nin de yeri hazır.
Konu da hazır.
Ya mülkiyet ile başlarız veya yönetim ve güç paylaşımı ile..
Çok da başlık kalmadı zaten.
Rum tarafı bilinen tezlerini sıralar, Crans Montana sevdasını dile getirir sürekli.
Masaya oturmayı kabul etmiş taraf olarak biz de kabul ederiz bunu.
Ve başlarız görüşmeye.
Önce özel temsilciler hemen her gün görüşürler.
Derken liderler de ayda bir veya iki kez görürler birbirlerinin yüzlerini.
Bir de bakarız ki Kıbrıs’a sığmamışız, kalkar gider bir başka coğrafyada devam ederiz birbirimizi görmeye.
Coğrafya değişse de masanın şekli değişmez.
Mülkiyette alacaklarını, yönetim ve güç paylaşımında ise asla vermeyeceklerini anlatan bir Rum tarafı. Karşısında ise oturduğumuz masanın hakkını vermek için çırpınan, sürekli farklı noktalara çekilen biz.
Masa işi çok kolay.
Hele bir de koşulsuz olarak oturmayı kabul etmişsen dünyanın en kolay işidir.
Şaka ya da ironi yapmıyorum.
Bunu böyle görenler, böyle olduğuna inananlar var.
Masaya oturunca her şey düzeleceğini, işlerin bir anda yoluna gireceğini zannedenler var.
Sanıyorlar ki masaya oturunca hepimiz AB vatandaşı olacağız. Ekonomik durumlar da süperleşecek.
Yollarımız da düzelecek ve daha nicesi..
Yıl 2025 ve hala buna inananlar olduğuna inanmak istemiyorum.
İstiyorum ki geçmişten aldığımız sayısız dersle yola devam edelim ve artık yeni yollara yönelelim.
Önce karamsarlık, ardından kendini küçük görme ve sonrasında “buna da çok şükür” edebiyatı..
Bakalım bu romanı yeniden okuyan olacak mı…

