Araştırmacı sosyolog Abdul: Toplumdaki şiddet dili okullara taşınıyor

Araştırmacı sosyolog Başak Abdul, son dönemde artan akran zorbalığını KIBRIS TV canlı yayınında değerlendirdi; önemli tespitlerde bulundu.
Elif ŞEN ÇATAL
Araştırmacı sosyolog Başak Abdul, dünyada ve toplumda giderek artan şiddet diline dikkat çekerek, bunun yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sorun olduğunun altını çizdi. KIBRISTV’de Gün Ortası programında gazeteci Elif Şen Çatal’ın konuğu olan Abdul, özellikle çocuk ve ergenler arasında son dönemde artan akran zorbalığını kapsamlı şekilde değerlendirdi.
Abdul, okulların, toplumun yansıması mikro yapılar olduğuna dikkat çekti.
“Toplumda ne yaşanıyorsa okullarda da kısa sürede aynısı yaşanır.” diyen Abdul, günümüz dünyasını “Şiddet ve zorbalık çağı” olarak tanımladı. Hatta bu durumu “Zorbalık pandemisi” olarak nitelendiren Abdul, dünya liderlerinden teknoloji şirketlerine geniş bir alanda güç mücadelesinin sertleştiğine işaret etti. Kameralar önünde sergilenen sert dil ve baskıcı tutumların, toplumun geneline yayılan bir model oluşturduğunu belirtti.
“Gücün geçer akçe olduğu bir dünya yaratıldı”
“Gücün geçer akçe olduğu bir dünya yaratıldı.” diyen Başak Abdul, güç ilişkilerinin doğası gereği dengesizlik ürettiğini ve bu dengesizliğin zorbalığı kaçınılmaz hale getirdiğini vurguladı. Abdul, bu dengesizliklerin önüne geçilmediğinde ise olayların adli vakalara kadar tırmanabildiğine dikkat çekti.
Zorbalığın yalnızca bireysel bir sorun olarak ele alınmasının yanlış olduğunu belirten Abdul, “Bir çocuğu ‘sorunlu’ ya da ‘marjinal’ diye etiketlemek, onu o noktaya getiren kültürel iklimi yok saymaktır.” dedi.
Hiçbir çocuğun zorba olarak doğmadığını ifade eden Abdul, bu davranışların yetişkinler tarafından oluşturulan sosyal ortamın bir sonucu olduğunun altını çizdi.
“Çocuklar sistemi gözlemliyor”
Ergenlik döneminde bireylerin tutarlı bir çevresel referans sistemine ihtiyaç duyduğunu belirten Başak Abdul, bu sürecin evde başlayıp okulda ve toplumda devam ettiğini söyledi. Çocukların, haksızlıklar karşısında sistemin nasıl tepki verdiğini gözlemlediğini vurgulayan Abdul, “Onarıcı adalet sağlanıyor mu, suç işleyenler sonuçlarına katlanıyor mu, mağdur destekleniyor mu? Çocuklar bunları izliyor ve buna göre davranış geliştiriyor.” dedi.
“Cezasızlık algısı cesaretlendiriyor”
Toplumda giderek yayılan ‘cezasızlık algısının’ çocuklar üzerinde cesaretlendirici bir etki yarattığını ifade eden Başak Abdul, bunun akran zorbalığını artıran önemli faktörlerden olduğunu dile getirdi.
Araştırma verilerini de paylaşan Abdul, çarpıcı sonuçlara şöyle dikkat çekti:
– Zorbalığa uğrayan her 100 çocuktan 17’si zamanla zorbalık yapan tarafa geçiyor.
– Zorbalığa tanık olan çocukların yüzde 17’si zorbalık yapanı destekliyor.
– Mağdur çocukların yüzde 23’ü, kendisine zorbalık yapanla arkadaş olmaya çalışıyor.
Bu oranın siber zorbalıkta yüzde 30’a yaklaştığını belirten Abdul, “Çocuk kendini korumak için zorbayla yakınlaşmayı bir strateji olarak görüyor.” dedi.
“En tehlikelisi siber zorbalık”
Siber zorbalığın en tehlikeli tür olduğuna dikkat çeken Başak Abdul, bu durumun çocuğun güvenli alanını ortadan kaldırdığını söyledi. Abdul, “Diğer zorbalık türlerinde çocuk eve geldiğinde kendini toparlayabilir ama siber zorbalıkta kaçacak yer yok. Telefonun olduğu her yerde zorbalık devam ediyor.” ifadelerini kullandı.
Zorbalık yapan çocukların cezalandırılmasının çözüm olmadığını söyleyen Abdul, bunun yerine ‘onarıcı adalet’ yaklaşımını önerdi. Sert cezaların çocukları etiketlediğini ve suça daha fazla yöneltebildiğini belirten Abdul, çocuğun davranışıyla yüzleştirilmesi, özür mekanizmalarının devreye sokulması, rehberlik desteğiyle davranışın farkına varılması, empati atölyeleri, sosyal medya erişimine sınırlama gibi yöntemlerle çocuğa farkındalık yaratmanın daha faydalı yöntemler olduğuna dikkat çekti.
“Çocuk, yaptığı davranışın sonucuna katlandığını hissetmeli.” diyen Abdul, cezanın değil; bilinçlendirme ve sorumluluk duygusunun kalıcı çözüm olduğunu vurguladı.
Toplumun genel yaklaşımının değişmesi gerektiğini de belirten Abdul, sert cezaların caydırıcı olmadığına dikkat çekerek, “Bazı çocuklar için ceza almak bir kimlik haline bile gelebiliyor.” dedi.
Abdul, “Bizlerin bu toprağı sulamamız lazım.” diyerek, sağlıklı bir toplum için çocukların doğru değerlerle yetiştirilmesinin hayati önem taşıdığını ifade etti.




