Girne’de Acı ile Müziğin Karıştığı Bir Hafta Sonu

Toplumsal olarak duyarlılık eşiğimiz son derece hassas bir noktada.
Hassasiyet göstermemiz gereken durumlarda bunu son derece yoğun bir şekilde yapıyoruz.
Bu yönden bir sıkıntı yok.
Ama sıkıntı iş uzadığı zaman başlıyor.
Girne’de sadece şehri değil, hem ülkeyi hem de Türkiye’yi yasa boğan bir felaket yaşadık.
Ve o felaket devam ediyor.
Birmiş değil.
Çünkü hala akıbetleri belli olmamış insanlar var.
O insanlardan haber bekleyenler de var.
Hemen her gün bu acılı bekleyişin olduğu yerden yapılan haberler var.
Gerçekten de son derece üzüntü verici bir durum.
Acı içerisinde acı yaşıyoruz.
Bir yandan kaybettiklerimiz ve onların hüzünlü hikayeleri.
Diğer yandan henüz kayıp olan canlarımız ve elbette onlardan bir haber bekleyen yakınları, sevdikleri.
Girne halen bu yasın etkisinde.
Ama diğer yandan hayat devam ediyor.
Öyle mi gerçekten..?
Bu klasik cümleyi kurabilen var mı..?
Ben kuramıyorum, denemedim bile.
Ama ne yazık ki etrafta bunu söyleyenler var.
Felaket yaşandığı gün alınan bir karar var, o da müzik yayınlarının yasaklanması.
Gerçekten de doğru bir karar ve son derece de gerekli.
Hepimiz için gerekli bir durum.
Tüm müzik yayınları yasaklandı ancak düğünler hariç tutuldu.
Bir yere kadar bunu anlarım.
Çok önceden, aylar öncesinden planlanmış bir etkinlik ve iptali son derece büyük sıkıntılara neden olur.
Dileyen iptal eder, dileyen etmez.
Buna bir itiraz yok.
Ama gel gör ki konu düğün.
Düğün demek kutlamak demektir, eğlenmek demektir.
Kutlamadan, eğlenmeden olmaz.
Ve elbette ki kutlama ve eğlenme için de müzik gerekir.
Peki nasıl olacak..?
Ertelenmeyen düğünler yapılacak ama nasıl..?
Yine önceki dönemde olduğu gibi, yaşananlar hiç yaşanmamış gibi, hiçbir şey olmamış, kimseler ölmemiş, kimselerin yüreği yanmamış gibi mi olacak..?
Elbette değil, elbette olamaz.
Müzik de olacak, dileyen de eğlenecek.
Bu tamamen kişisel bir karar.
Ama müziğin sesinin arşa çıkmasına da gerek yok.
Açık havada olması belki sesin yayılmasına neden olacaktır ama vur patlasın çal oynasın da olmamalı.
Geride kalan hafta sonunda ne yazık ki bunları gördük ve yaşadık.
Kimse alınmasın ama bize yakışmadı.
Daha düşük bir düzeyde bu iş olabilirdi.
Peki neden olmadı..?
Şekspir’in de dediği gibi: “İşte bütün mesele bu..!”
İçinden çıkamadığımız temel sorunumuz bir kez daha baş göstermiştir.
Olayları kendi dışımızda görmek ve durumu kendimize göre değerlendirmek.
Bencillik demiyorum, demek istemiyorum.
Ama ortada ne yazık ki ciddi bir toplumsal sıkıntımız var.
Her meselede bu sıkıntı baş göstermekte.
Çözüm yolu çok uzağımızda değil ama o yola girmiyoruz.
Çok şansımız kalmadı.
Eğer bu yoldan çıkıp doğru yola geçmezsek çok gitmez, yolda kalırız…




