Hasan HastürerYazarlar

AB, masada değil, masanın çevresinde olmalıdır…

Kıbrıs sorununu konuşurken çoğu zaman çevredeki aktörlere odaklanıyoruz.

Türkiye, Yunanistan, İngiltere, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği…

Ancak gerçeği değiştirmeyen temel bir gerçek vardır. Kıbrıs sorununun merkezindeki iki ana taraf Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlardır. Bir sonraki halkada ise Türkiye ve Yunanistan yer alır.

İngiltere garantör ülkelerden biri olmasına rağmen, Kıbrıs sorununa taraflığı Türkiye ve Yunanistan kadar güçlü değildir. İngiltere’nin Kıbrıs’a ilgisi daha çok adadaki egemen üs bölgelerinin bugünkü statüsünün korunması ve geleceğinin güvence altında tutulmasıyla ilgilidir. Londra açısından öncelik, çözümün şekli kadar, çözümün üslerin statüsünü nasıl etkileyeceğidir.

                                                         ***

Kıbrıs sorununa müzakere yoluyla çözüm bulma arayışı 1968 yılında başladı. Rauf Denktaş ile Glafkos Klerides arasında yürütülen görüşmeler 1973 yılında uzlaşıya oldukça yaklaşmıştı. Ancak dönemin Rum lideri Makarios, özellikle Garanti ve İttifak Anlaşmalarının devamını öngören yaklaşımı kabul etmeyerek sürecin önünü kapattı.

   1974 sonrasında ortaya çıkan Denktaş-Makarios ve ardından Denktaş-Kiprianu Doruk Anlaşmaları ise nihai çözüm metinleri değil, çözüm yolunu tarif eden çerçeve anlaşmalar olarak tarihte yerini aldı.

Kıbrıs sorununda çözüme en fazla yaklaşılan dönem ise kuşkusuz Annan Planı süreciydi. Eğer Kıbrıslı Türklerin verdiği “evet” oyuna Kıbrıslı Rumlar da “evet” demiş olsaydı, bugün çok farklı bir Kıbrıs konuşuyor olabilirdik. Belki de adanın siyasi tarihi tamamen farklı bir mecraya akmış olacaktı.

                                                             ***

   Annan Planı sürecinde sıkça duyduğumuz kavramlardan biri “birincil hukuk”tu. Kıbrıs Türk tarafı açısından bu son derece önemliydi. Çünkü varılacak anlaşmanın Avrupa Birliği hukukunun üzerinde ve onun tarafından korunacak bir statüye sahip olması isteniyordu.

Bu noktada aklıma Ağustos 2001 geliyor.

Salzburg’da Rauf Denktaş ile dönemin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan arasında önemli bir görüşme yapılmıştı. Annan, hazırlayacağı çözüm planında Türk tarafının hassasiyetlerine saygı gösterileceğini söylemişti. Bunun üzerine Denktaş kritik bir soru yöneltmişti:

“Varılacak anlaşma Avrupa Birliği tarafından birincil hukuk olarak kabul edilecek mi?”

Bu soru basit değildi. Çünkü çözümün kalıcılığı açısından hayati öneme sahipti. Annan ise Salzburg’dan sonra Brüksel’e giderek bu konuda gerekli zemini oluşturacağını ifade etmişti.

                                                                       ***

Bunu neden hatırlattım?

Çünkü yarın yeniden bir çözüm süreci başlayacak olursa aynı soru yeniden sorulacaktır. Belki de bu kez Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman tarafından sorulacaktır.

Avrupa Birliği müzakere masasında taraf değildir. Masada sandalyesi olan bir aktör de olamaz. Süreci yönlendirme veya inisiyatif alma hakkına da sahip değildir.

Ancak Avrupa Birliği’ni tamamen dışarıda bırakmak da gerçekçi değildir. Avrupa Birliği, müzakere masasının çevresinde olmalıdır.

Karşımızdaki taraf, Avrupa Birliği üyesi olan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tüm kurumlarını kontrol etmektedir. Üstelik Kıbrıs Cumhuriyeti, diğer üye devletler gibi egemenlik yetkilerinin önemli bir bölümünü Avrupa Birliği’ne devretmiştir.

Bu nedenle bulunacak herhangi bir çözümün uygulanması aşamasında Avrupa Birliği doğrudan değilse bile dolaylı biçimde taraf konumunda olacaktır.

Peki bunu yok sayabilir miyiz?

Hayır, sayamayız.

   Tam tersine, kontrolü elden bırakmadan, hassasiyetlerimizden taviz vermeden Avrupa Birliği’ne pozitif yaklaşmak gerekir. Çünkü çözümün sürdürülebilirliği açısından

   Avrupa Birliği’nin vereceği hukuki güvence, geçmişte olduğu gibi gelecekte de belirleyici olacaktır.

Kıbrıs’ta kalıcı çözüm arayanlar için bugün de en önemli sorulardan biri aynıdır: “Varılacak anlaşma Avrupa Birliği tarafından birincil hukuk olarak kabul edilecek mi?”

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu