İmparatorluk Hayallerinden Siyasi Türbülansa

Bir zamanlar üzerinde güneş batmayan imparatorluk olarak anılan Birleşik Krallık, bugün tarihinin en sancılı dönemlerinden birini yaşıyor. Brexit süreciyle birlikte yeniden küresel bir güç olacağı, eski ihtişamına kavuşacağı ve dünya siyasetindeki etkisini artıracağı yönünde büyük vaatler ortaya atılmıştı. Ancak gelinen noktada bu vaatlerin önemli bir kısmının gerçekleşmediği açıkça görülüyor.
Brexit’in savunucuları, Avrupa Birliği’nden ayrılmanın Britanya’yı daha bağımsız, daha güçlü ve daha müreffeh hale getireceğini iddia etmişti. Oysa geçen yıllar içerisinde ekonomik büyüme beklentilerin altında kaldı, ticari ilişkiler karmaşıklaştı ve ülke içindeki siyasi istikrarsızlık derinleşti. Başbakanların görev süreleri kısaldı, hükümetler sık sık değişti ve ülkenin geleceğine ilişkin belirsizlikler arttı.
Daha da dikkat çekici olan ise bu gelişmelere rağmen toplumun bir kesiminin kendilerini bu noktaya getiren aşırı sağ söylemlere daha fazla yönelmesidir. Sorunların çözümünü gerçekçi politikalar yerine öfke ve korku üzerinden şekillenen popülist yaklaşımlarda aramak, Britanya’nın karşı karşıya olduğu zorlukları daha da büyütmektedir.
Oysa Birleşik Krallık, uzun yıllar boyunca demokrasi, hukuk devleti ve fırsat eşitliği gibi değerlerle dünyanın birçok insanı için umut kapısı olmuştu. Savaşlardan, baskılardan ve yoksulluktan kaçan milyonlarca insan, bu ülkeyi yeni bir hayat kurabilecekleri güvenli bir liman olarak görüyordu. Bugün ise aynı ülke, kendi içinde yönünü bulmaya çalışan bir gemiyi andırıyor.
Tarih, büyük devletlerin yalnızca ekonomik güçlerini değil, sağduyularını da koruyabildikleri ölçüde ayakta kalabildiklerini gösteriyor. Britanya’nın önündeki asıl sınav da geçmişin ihtişamına özlem duymak değil, geleceğin gerçeklerine uygun bir yol haritası çizebilmektir. Aksi halde pusulasını kaybetmiş bir gemi gibi kaptan değiştirmeye devam edecek, fakat rotasını bulamayacaktır.

