Hasan HastürerYazarlar

Ameliyathane var, hasta neden bekliyor?

 

 

Eğitime ve sağlığa “sektör” tanımlamasını hiçbir zaman yakıştırmadım. Çünkü sektör denildiğinde ticari hesap öne çıkıyor. Gelir, gider, kazanç, zarar…Oysa insan sağlığının hesabı başka türlü yapılmalıdır. Zamanında tedaviye ulaşamayan bir insanın kalıcı bedensel kaybını hangi bilanço anlatabilir?

Bir çocuğun eğitimini, bir hastanın tedavisini yalnızca paranın belirlediği koşullara bırakamazsınız.

Devlet olmanın anlamı da burada başlar.

***

Bir ülkede sağlık altyapısının devletin ve özelin diye birbirinden koparılmasına sıcak bakmayan taraftayım..

Devletin bütünlüklü bir sağlık politikası olur.

Devlete ait hastaneler de özel hastaneler de bu politikanın içinde değerlendirilir. Mülkiyet farklılığı, ülkenin sağlık kapasitesinin birlikte planlanmasına engel oluşturmaz.

Ameliyathane, cihaz, uzmanlık, bakım olanakları…

Hepsi, halkın zamanında ve güvenli sağlık hizmetine ulaşabilmesi için değerlendirilmesi gereken kaynaklardır. Ana mesele budur.

***

Devlet hastanesindeki ameliyathaneler dolu. Hastalara altı ay, hatta bir yıl sonrasına ameliyat günü veriliyor.

Peki, beklemesi tıbben sakıncalı olan hasta ne yapacak?

Takvimde kendisine ayrılan günü beklerken sağlığındaki bozulmanın durmasını mı isteyecek?

Bazı hastalarda gecikme, yalnızca ağrının uzaması anlamına gelmiyor. Geri dönüşü olmayan kayıplara yol açıyor. Zamanında yapılabilecek bir müdahale, aylar sonra aynı sonucu veremeyebiliyor, hatta anlamsızlaşabilir. Böyle bir durumda verilen randevu, kâğıt üzerinde bir çözüm gibi görünse de hastanın derdine çare olmuyor. Çünkü hastalık, kurumların takvimine göre ilerlemiyor; bekleme listesinde geçen her gün, bazı hastalar için telafisi olmayan kayıplar doğurabiliyor.

***

Örneğin Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’nin yakın çevresindeki özel hastanelerde de ameliyathaneler var.

Devletin ameliyathaneleri doluyken, özelde kullanılabilecek kapasite bulunuyorsa, bu olanak neden ortak bir planlamayla değerlendirilmiyor?

Önerim açık. Devlet, uygun özel hastanelere belirli bir bedel ödeyerek ameliyathanelerini kullansın.

Devlet hastanesinde ameliyatı yapacak ekip, gerekli koşullar sağlanarak özel hastaneye gitsin. Cerrahi müdahale orada gerçekleştirilsin. Hasta da cebinden ödeme yapmadan tedavisine ulaşsın.

Üstelik devletin kimi doktorları, mesai dışında özel hastanelerde ameliyat yapıyor. Yani o ameliyathanelere yabancı değiller.

***

Bu çok mu zor? İmkânsız mı? Elbette değil.

Hasta güvenliği, anestezi, bakım, ekiplerin sorumluluğu, ödeme ve denetim kuralları netleştirilir.

Tıbbi öncelikler belirlenir. Koordinasyon sağlanır. Ülkenin mevcut kapasitesi, hastanın yararına kullanılır.

Elbette bu düzen, devlet hastanelerinin eksiklerini gidermenin yerine geçmez.

Kamu hastanelerinin kapasitesi artırılırken, bugün bekleyen hastanın ihtiyacına bugün yanıt verilmelidir. Yeni ameliyathanelerin açılacağı, yeni personelin göreve başlayacağı günü bekleyemeyen insanlar var. Sağlık politikası, geleceği planlarken bugünün hastasını da korumak zorundadır.

Bütünlüklü yaklaşımın insani anlamı tam da budur: Eldeki olanakları, ihtiyaç duyulan zamanda, ihtiyaç duyan insanla buluşturmak. Mülkiyet sınırları, tedavinin önüne geçmemelidir. Çünkü kaybedilen sağlık, çoğu zaman sonradan ayrılan bütçeyle her zaman geri getirilemiyor.

***

Dinlediğim bir hastanın anlattıkları yüreğimden çıkmıyor. Kendisine söylenene göre, bir ay içerisinde müdahale edilmezse yaşayacağı bedensel sıkıntı kalıcılaşacak. Ama verilen ameliyat tarihi çok  ileride, bir yıl sonra..

Soruyor: “Benim için çok geç olacak bir tarihe gün veriyorsunuz. Devlet, ömür boyu çekeceğim bu sıkıntıya şimdi çare üretemez mi?” Üretmelidir.

Devletin görevi, beklemenin gerekçelerini anlatmakla sınırlı değildir. Sorun büyümeden çözüm bulmaktır.

İnsanları aileleriyle birlikte çaresizliğe bırakmamaktır.

Sağlık çalışanlarının, ana unsurlarının insani yaklaşımı da bu sorumluluğun ayrılmaz parçasıdır.

***

Noktayı koymadan belirteyim. Dün, Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Hasan Birtan’la konuştum. Çok samimi, verimli sonuçlara aday bir iletişimimiz oldu.

Benzer dertleri anlatanların sesleri kulağımdan öte, yüreğimde duruyor.

Bu satırları o sesleri duyarak yazdım. Allah kimseye dermansız dert vermesin.

Derdi dermansız olmayan insanlara da, devlet eliyle dermansızlık

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu