Demokrasi, yalnızca konuşma hakkına sahip olmak değildir…

Uzun zamandır, bugünkü içeriği yazmak istiyordum.
Cumartesi günü DW’de yer alan şu haber bugünkü yazımın tetikleyicisi oldu:
“Almanya’da Federal Meclis’te aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif (AfD) partili milletvekilinin konuşması esnasında sözlü müdahalelerde bulunan Sol Partili Cansın Köktürk’e para cezası verildi.
Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) partili Federal Meclis Başkanvekili Andrea Lindholz, bütçe görüşmeleri sırasında yaşananlar üzerine parlamentonun iç tüzüğündeki yeni düzenlemeleri uyguladı. Böylece Köktürk, Federal Meclis tarihinde ilk kez uygulanan yeni kurallar kapsamında 2 bin euro disiplin cezasına çarptırılan ilk milletvekili oldu.
Sertleştirilen yeni düzenlemeye göre, bir milletvekili üç oturum haftası içinde üç kez disiplin ihtarı alırsa, 2 bin euro para cezasına çarptırılabiliyor. Tekrarı hâlinde ise ceza 4 bin euroya kadar çıkabiliyor.”
***
Meclis yalnızca yasa yapılan yer değildir. Meclis, aynı zamanda siyasi kültürün, hoşgörünün ve karşılıklı saygının sergilendiği en önemli zemindir.
Milletvekili, kürsüye çıktığı zaman sadece kendi adına konuşmaz. Kendisini oraya gönderen yurttaşların adına konuşur.
Bu nedenle kullanılan dil de konuşmanın içeriği de vücut dili de önemlidir.
***
Bazen bir milletvekili kürsüye çıkar, uzun uzun, zamanı aşarak konuşur. Söylenenleri dikkatle dinlersiniz. Konuşma bittiğinde aklınızda kalan tek bir cümle bile yoktur.
Çok konuşmuştur ama hiçbir şey söylememiştir.
Bazen de bir milletvekili beş dakika konuşur. Sorunu doğru tarif eder, eleştirisini açıkça ortaya koyar, çözüm önerisini sunar ve kürsüden iner.
Hangisi daha verimlidir?
Uzun konuşmak mı, kısa ama etkili konuşmak mı?
Elbette önemli olan konuşmanın süresi değil, içeriğidir.
***
Her zaman örnek olarak işaret edilen Avrupa Parlamentosunda bu bağlamda durum nedir?
Avrupa Parlamentosu’nda konuşmak, kürsüyü uzun süre işgal etmek anlamına gelmez. Bireysel temsiliyeti olan milletvekillerine çoğu zaman bir ile üç dakika arasında söz hakkı verilir. Bazı konuşmalar yalnızca bir dakikayla sınırlıdır. Milletvekili, söyleyeceğini bu kısa süre içerisinde açık, anlaşılır ve etkili biçimde söylemek zorundadır.
***
Verimli parlamento üyeliği, uzun konuşmak değil, düşünceyi gereksiz sözlerden arındırarak doğru zamanda, doğru cümlelerle anlatabilmektir.
Meclis kürsüsü, zaman doldurma ya da parti tabanına mesaj gönderme yeri değildir. Milletvekilinin görevi, kürsüde ne kadar uzun kaldığını göstermek değil, toplumsal bir sorunun çözümüne ne kadar katkı koyduğunu kanıtlamaktır.
***
Bir başka önemli konu da kürsüde konuşan milletvekiline yapılan sözlü müdahalelerdir.
Meclislerde zaman zaman karşılıklı sataşmalar olur. Yerinden yapılan kısa bir müdahale, konuşmacının ortaya koyduğu bir çelişkiye dikkat çekebilir. Ancak müdahale ile hakaret, eleştiri ile bağırıp çağırma arasında çok önemli bir sınır vardır.
Kürsüde konuşanı sürekli susturmaya çalışmak, aşağılamak ya da sesini bastırmak kaliteli siyasi iletişimin parçası değildir.
Demokrasi, yalnızca konuşma hakkına sahip olmak değildir.
Demokrasi, hoşunuza gitmeyen düşünceyi de dinleyebilme olgunluğudur.
Özellikle Meclis Genel Kurulu’nun BRT’den yayımlanması bazı vekillerin farklı yöntemlerle “şovuna” vesile oluyor.
***
Almanya Federal Meclisi’nde yaşanan son olay bu bakımdan dikkat çekicidir. AfD’li bir milletvekilinin konuşması sırasında sözlü müdahalelerde bulunan Sol Parti milletvekili Cansın Köktürk, ağırlaştırılan yeni içtüzük kuralları kapsamında 2 bin EURO para cezası alan ilk milletvekili oldu.
Bu cezanın haklılığı ya da siyasi yönü elbette tartışılabilir.
Ancak Almanya Parlamentosu’nun verdiği mesaj açıktır: Mecliste herkes konuşabilir ama hiç kimse istediği biçimde davranamaz.
Özgürlük, kuralsızlık değildir.
Dokunulmazlık da milletvekiline hakaret etme, kürsüyü işlemez hale getirme ya da Meclisin saygınlığını zedeleme hakkı vermez.
***
KKTC Meclisinde konuşmaların süresinden önce verimliliğini, sesin yüksekliğinden önce sözün ağırlığını sorgulamamız gerekir.
Mecliste sataşma ve sokağın seviyesiz tarafını çağrıştıran saldırganlıklara medya ve kamuoyu prim vermemeli, hatta görmezlikten gelmelidir.
Bir konuşmanın değeri süresiyle ölçülmez. Kıbrıs Türk Halkına ne anlattığı, hangi sorunu görünür hale getirdiği ve çözüm için ne önerdiğiyle ölçülür.
Kürsüde konuşan da dinleyen de aynı sorumluluğu taşımalıdır.
Çünkü Meclisin kalitesi yalnızca çıkardığı yasalarla değil, o yasalar konuşulurken sergilenen siyasi kültürle de belli olur.
Unutmayalım… Söz uzadıkça değil, anlam kazandıkça değerlidir.




