Halının Altında Yer Kalmadı

Bir ülkenin çürümüşlüğü, tek bir olayla ortaya çıkmaz.
Ancak bazı olaylar vardır ki yıllardır üstü örtülen, görmezden gelinen, ertelenen ne varsa bir anda görünür hale getirir.
İşte yaşadığımız son deniz faciası da böyle bir kırılma noktası oldu.
Canlarımızı kaybettik. Aileler perişan oldu. İnsanlarımız günlerce sevdiklerinden gelecek bir haberi bekledi. Ve hepimiz aynı soruyu sormaya başladık:
Bu ülkede işler neden bu noktaya geldi?
Aslında cevabı yalnızca denizde aramak büyük bir yanılgı olur.
Çünkü sorun gemide başlamadı.
Sorun; yıllardır biriken plansızlıkta, denetimsizlikte, liyakatsizlikte, sorumluluktan kaçışta, kuralların kişilere ve makamlara göre değişmesinde ve hesap verme kültürünün neredeyse ortadan kalkmasında yatıyor.
Bugün trafikte aynı sorunla karşılaşıyoruz.
Havacılıkta aynı sorunla karşılaşıyoruz.
Sağlıkta, eğitimde, kamu yönetiminde, üniversitelerde, limanlarda ve daha birçok alanda aynı tabloyu görüyoruz.
Bir yerde bir skandal çıkıyor.
Bir yerde bir ihmal ortaya çıkıyor.
Bir yerde kamu görevi kötüye kullanıldığı iddiaları gündeme geliyor.
Sonra birkaç gün konuşuyoruz.
Soruşturmalar açılıyor.
Açıklamalar yapılıyor.
Sorumluların bulunacağı söyleniyor.
Ve ardından hayat kaldığı yerden devam ediyor.
Ta ki bir başka facia yaşanana kadar…
Artık toplumun buna tahammülü kalmadı.
Çünkü halk yalnızca yaşanan olaylara değil, olaylardan sonra sergilenen tavra da bakıyor.
Kim sorumluluk aldı?
Kim istifa etti?
Kim gerçekten hesap verdi?
Kim çıkıp “Bu benim sorumluluğumdur” diyebildi?
Ve belki de en önemlisi:
Kim gerçekten halkın yanında durdu?
İşte tam da burada siyasetin tamamı için son derece ciddi bir güven sorunu ortaya çıkıyor.
Bugün yalnızca iktidara değil, muhalefete de bakılıyor.
Çünkü halk artık siyasi partiler arasında “kim daha iyi konuşuyor?” yarışına değil, kim gerçekten sorumluluk alıyor? sorusuna cevap arıyor.
İktidar elbette birinci derecede sorumludur.
Çünkü ülkeyi yöneten, karar alan, denetleyen, düzenleyen ve kamu kaynaklarını kullanan iktidardır.
Ama muhalefetin sorumluluğu da yalnızca Meclis kürsüsünden eleştirmek değildir.
Muhalefet, iktidarın yanlışlarını teşhir etmekle yetinmemeli; toplumun güvenebileceği alternatif bir yönetim anlayışını da ortaya koymalıdır.
Halkın bugün görmek istediği şey kavga değil.
Bağırış değil.
Partizanlık değil.
Birbirini suçlama yarışı hiç değil.
Halk artık devlet ciddiyeti, liyakat, adalet, denetim ve hesap verebilirlik istiyor.
Çünkü insanların siyasete olan güveni, seçimden seçime verilen oylarla ölçülmez.
Asıl güven, insanların başına bir şey geldiğinde devletin yanında olduğunu hissedebilmesidir.
Bugün ise maalesef çok daha ağır bir tabloyla karşı karşıyayız:
İktidarıyla muhalefetiyle siyasi yelpazenin tamamına karşı ciddi bir güvensizlik oluşmuş durumda.
Bu güvensizlik kendiliğinden ortaya çıkmadı.
Yılların birikimiyle oluştu.
Verilmeyen hesapların…
Yerine getirilmeyen sözlerin…
Sonuçlanmayan soruşturmaların…
Sorumluluk alınmadan geçiştirilen krizlerin…
Ve her defasında birkaç gün sonra unutulacağı düşünülen olayların biriktirdiği bir güvensizlik bu.
Fakat bu kez farklı.
Çünkü deniz faciası bize çok ağır bir gerçeği gösterdi:
Hasıraltı edilecek alan artık kalmadı.
Bu toplum artık ne olup bittiğini görüyor.
Soruyor.
Sorguluyor.
Ve cevap bekliyor.
Siyaset de artık bu gerçeğin farkına varmak zorunda.
Hiçbir makam sonsuza kadar korunamaz.
Hiçbir siyasi parti toplumun güvenini sonsuza kadar hazırda tutamaz.
Hiçbir başarısızlık “günün şartları” denilerek açıklanamaz.
Hiçbir ihmal “talihsiz bir olay” denilerek geçiştirilemez.
Çünkü kaybedilen yalnızca insanlar değildir.
Toplumun devlete, yönetime ve siyasete olan güveni de kaybedilmektedir.
Ve güven bir kez kaybedildiğinde, onu yeniden kazanmak seçim kampanyalarında dağıtılan broşürlerle, kürsülerden verilen sözlerle veya sosyal medyada yapılan açıklamalarla mümkün değildir.
Güven ancak hesap vererek, sorumluluk alarak, gereğini yaparak ve gerektiğinde koltuğu terk edebilerek yeniden kazanılır.
Bugün siyasetin önündeki en büyük mesele de budur.
Kim iktidar olacak?
Kim muhalefet olacak?
Kim kaç milletvekili çıkaracak?
Bunlardan önce cevaplanması gereken soru şudur:
Bu halk yeniden kime ve neden güvenecek?
İşte asıl mesele budur.
Ve artık hiçbir şey eskisi gibi devam edemez.
Çünkü toplumun sabrı da, sessizliği de, unutacağı varsayımı da tükenmiştir.
Artık hasırın altında saklanacak hiçbir şey kalmadı.

