Derviş Doğan

Kıbrıs’ta İki Devletli Çözüm Masalı

Kıbrıs meselesi, sadece bir toprak sorunu değil; tarihsel, etnik, uluslararası hukuk ve diplomasi açısından son derece karmaşık bir düğümdür.

 

 Uluslararası Hukukun Sınırları Var

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 1983’te tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan ettiğinde uluslararası toplumun neredeyse tamamı bu kararı tanımadı. Bugün, KKTC’yi sadece Türkiye tanımaktadır. O da tam anlamıyla değil yani yarım yamalak. Bir devletin uluslararası arenada meşru kabul edilmesi, sadece ilanla olmaz; geniş çaplı tanınma, kurumların işlerliği ve sürdürülebilir uluslararası ilişkilerle mümkün olur. Bu da KKTC için hâlâ bir hayal.

 

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 541 (1983) ve 550 (1984) sayılı kararları, KKTC’nin bağımsızlık ilanını yasa dışı saymış ve tüm ülkelere bu “devleti” tanımamaları çağrısında bulunmuştur. Bu kararlar, iki devletli çözümün uluslararası hukuka aykırı olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır.

 

Uluslararası Tanınma Gerçeği

 

Uluslararası siyasette tanınmayan devletlerin statüsü son derece sınırlıdır. Kosova örneği zaman zaman emsal gösterilse de, bu tür örneklerin her biri kendine özgü dinamikler taşır. KKTC’nin tanınmaması, onun diplomatik ilişkiler kurmasını, doğrudan ticaret yapmasını, spor organizasyonlarında yer almasını ve uluslararası finansal sistemlere erişimini engeller.

 

İki devletli çözüm, KKTC’nin bir devlet olarak dünya tarafından tanınmasını gerektirir. Ancak mevcut küresel dengelerde, özellikle AB ve BM’nin pozisyonları düşünüldüğünde, bu tür bir tanımanın kısa veya orta vadede gerçekleşmesi gerçekçi değildir.

 

Avrupa Birliği’nin Rolü ve Rum Kesiminin Üyeliği

 

2004 yılında Annan Planı referandumunda Türk tarafı “evet”, Rum tarafı “hayır” demesine rağmen, Kıbrıs Cumhuriyeti Avrupa Birliği’ne tam üye olarak kabul edildi. Bu, müzakere dengelerini Rumların lehine çevirdi. Bugün Kıbrıs Cumhuriyeti, AB içerisinde tam yetkili bir devlettir ve Birlik politikalarında oy hakkına sahiptir.

 

İki devletli çözüm, AB’ye üye olan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünü tanımaması anlamına gelir. Bu da AB’nin hem iç hukukuna hem de dış politikasına aykırıdır. Brüksel’den böylesi bir çözüm modeline destek çıkması neredeyse imkânsızdır.

 

Bölgesel İstikrar ve Güvenlik Dengeleri

 

Doğu Akdeniz’de enerji kaynaklarının paylaşımı, deniz yetki alanları, göç rotaları gibi birçok konuda Kıbrıs kilit konumdadır. Bu kadar stratejik bir adada iki ayrı devletin bulunması, sadece adadaki Türkler ve Rumlar için değil; Yunanistan, Türkiye, İsrail, Mısır ve Avrupa ülkeleri için de güvenlik risklerini artırır.

 

Uluslararası toplum, bölünmüş değil; birleşik, federatif ve işlevsel bir Kıbrıs modelini güvenli bulmaktadır. İki devletli yapı, bölgede kalıcı bir barış yerine yeni gerilimlerin ve diplomatik krizlerin önünü açabilir.

 

Tarihi ve Toplumsal Gerçeklikler

 

Kıbrıs’ta iki ayrı toplumun yüzyıllardır bir arada yaşama pratiği olmuştur. 1960 Cumhuriyeti de bu fikre dayalıydı. 1974’te yaşananlar ve ardından gelen fiili bölünme, geçici bir güvenlik önlemi olarak görülmüş; çözümün ise siyasi eşitlik temelinde bir federasyon modeliyle sağlanabileceği uluslararası belgelerde de açıkça belirtilmiştir.

 

Toplumlar arasında güven eksikliği ve kimlik sorunu gibi ciddi engeller bulunsa da, kalıcı barış için bu sorunları çözmeye odaklanan bir yaklaşım gereklidir. Ayrılığı kalıcılaştırmak değil, ortak bir gelecek inşa etmek tek sürdürülebilir yoldur.

 

İki devletli çözüm çağrıları, kimi zaman siyasi söylemlerde iç kamuoyuna mesaj vermek amacıyla kullanılmaktadır. Ancak realiteye baktığımızda, bu çözüm modeli ne uluslararası hukukla uyumludur, ne de pratikte uygulanabilir.

 

Kıbrıs’ta adil, kalıcı ve barışçıl bir çözüm istiyorsak, iki toplumun siyasi eşitliğini ve ortak çıkarlarını gözeten, BM parametrelerine dayalı iki bölgeli, iki toplumlu federatif bir yapı hâlâ en gerçekçi formüldür.

 

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu