Devlet, iki yakasını bir araya getirmeye çalışırken…

2026 yılının ilk altı ayını geride bıraktık. Takvim yaprakları yedinci aya döndü. Şimdi gözler bir kez daha hayat pahalılığı oranına çevrildi. Henüz resmi açıklama yapılmamış olsa da, hesaplamalar ve ekonomik göstergeler altı aylık hayat pahalılığı oranının büyük olasılıkla yüzde 18 dolaylarında olacağını gösteriyor.
***
Oran açıklandığı anda da alışılmış tartışmalar başlayacak. Kimin maaşı ne kadar artacak? Düşük maaş alan ne kadar alacak? Yüksek maaş alan ne kadar alacak? Aradaki fark ne olacak?
Bu konuda daha önce çok kez yazdım, bugün yine aynı noktadayım.
Hayat pahalılığı ödeneği bir maaş artışı değildir.
Hayat pahalılığı ödeneği, dar ve sabit gelirli insanların satın alma gücünde meydana gelen kaybın bir bölümünün telafi edilmesidir. Başka bir ifadeyle, cebinizden alınan paranın bir kısmının geri verilmesidir.
Halk arasında kullanılan bir benzetmeyle söylersek, kaybolan eşeğin bulunmasıdır. Kimse eşeğini bulduğu için zengin olmaz. Sadece kaybettiğini geri almış olur.
***
Asıl mesele hayat pahalılığı ödeneği değildir. Asıl mesele hayat pahalılığının kendisidir.
Pahalılığı kontrol altına alamadığınız sürece, hayat pahalılığı ödeneği kalıcı bir refah artışı yaratmaz. Bir taraftan maaşlara ekleme yaparsınız, öteki taraftan market raflarındaki fiyatlar daha hızlı yükselirse vatandaş yine aynı noktaya gelir.
***
Kim ne derse desin, Kuzey Kıbrıs pahalıdır.
Bu gerçeği artık gizlemek mümkün değildir.
Pahalılıkla mücadele market raflarından başlar. Yapılan açıklamalar, kurulan komiteler, alınan kararlar ne olursa olsun, vatandaşın karşılaştığı gerçek market kasasında ortaya çıkar. Ne yazık ki marketlerdeki fiyat artışları hâlâ dört nala ilerliyor.
Hükümet pahalılığı kontrol edemediği sürece hayat pahalılığı ödeneğinden şikâyet etme hakkına da sahip değildir.
***
Bir başka gerçek ise Kuzey ile Güney arasındaki fiyat dengeleridir.
Bir zamanlar özellikle sınır kapılarına yakın Kuzey’deki marketlerde alışveriş yapanların önemli bir bölümü Kıbrıslı Rumlardan oluşuyordu. Aynı dönemde Güney’den alışveriş yapan Kıbrıslı Türklerin sayısı oldukça sınırlıydı.
Bugün tablo tersine dönmüştür.
Kuzey’den alışveriş yapan Rumların sayısı azalırken, Güney’deki marketlerden alışveriş yapan Kıbrıslı Türklerin sayısı gözle görülür biçimde artmıştır.
Kuzeyin hâlâ cazibesini koruyan ürünleri ise akaryakıt, sigara ve alkollü içeceklerdir. Bunun dışındaki birçok temel tüketim ürününde vatandaş fiyat karşılaştırmasını yapıyor ve tercihini ona göre belirliyor.
***
Ekonomiye bütünlüklü ve toplumsal bir bakış açısıyla yaklaşılmadığı sürece hayat pahalılığı her dönem gündemin ilk sıralarında yer alacaktır. Daha da önemlisi, hayat pahalılığı ödeneği dağıtılırken düşük maaş alanlarla, yüksek maaş alanlar arasında oluşan fark toplumsal huzursuzluğu artıracaktır.
Bu nedenle yalnızca maaşları değil, ekonominin tamamını konuşmalıyız.
KKTC’nin gayrisafi milli hasılası nedir?
Ülkenin gerçek üretim kapasitesi nedir?
Daha yalın ifadeyle toplam zenginliğimiz, zenginlik kapasitemiz ne kadardır?
Kimler zenginleşiyor, kimler fakirleşiyor?
Devlet her ay borçlanarak iki yakasını bir araya getirmeye çalışırken servetine servet katanların sayısı artıyor mu?
Benim hiç kuşkum yok ki 2025 yılında KKTC’deki dolar milyonerlerinin sayısı arttı.
Peki, bunu bilimsel verilerle ortaya koyabilecek bir kurumumuz var mı?
Ne yazık ki yok.
Oysa sağlıklı veri üreten ülkelerde bu tür göstergeler düzenli olarak açıklanır.
Ekonominin fotoğrafı çekilir, toplum önüne konur ve ona göre politika geliştirilir.
KKTC’nin ekonomik yapısı artık “böyle gelmiş, böyle gider” anlayışıyla yönetilemez.
Gerçek veriler ortaya konsa, belki de bugün başarı diye anlatılan birçok şeyin aslında ciddi bir alarm verdiğini göreceğiz.
***
Siyasetçiler genellikle gelecek seçimleri düşünür.
Devlet adamları ise gelecek kuşakları.
Ben de yazımı bir soruyla bitireyim:
KKTC’de gelecek kuşakları düşünerek hareket eden, günlük siyasetin ötesine bakabilen kaç devlet adamı var?




