DİPLOMASİYİ SARAYÖNÜ’NÜN ÖTESİNE TAŞIRKEN…

Kıbrıs sorunu, dünyanın en eski uluslararası sorunlarından biridir. Biz Kıbrıslı Türkler de Rumlarla birlikte bu sorunun iki temel tarafıyız.
Kendimizi bildik bileli bu sorunla yaşıyoruz. Onunla büyüdük, yaşlandık.
Normalde böylesi uzun bir deneyimin, uluslararası diplomasiyi bilen kadrolar yetiştirmesi gerekirdi. Siyasette de Dışişleri bürokrasisinde de güçlü bir bilgi birikiminin, kurumsal hafızanın oluşması beklenirdi.
Yeterince oldu mu? Olmadı.
***
Kıbrıs sorununu konuşmakla Kıbrıs sorununu bilmek arasındaki farkı bile yeterince önemsemedik. Kalıplaşmış cümleleri tekrarlamayı politika sandık.
Bir zamanlar “Türk’ten Türk’e” kampanyası vardı. Biz diplomasiyi de yıllarca Türk’ten Türk’e kampanyası gibi yaptık. Kendi aramızdaki bir konuşmaya çevirdik. Birbirimize seslendik. Birbirimizi alkışladık. Dünyanın bizi neden anlamadığını sorgulamak yerine dünyaya kızdık. İçte farklı yaklaşımlara da hain gömleği giydirmek isteyenleri gördük.
***
Oysa politika, meyve ağacı gibidir.
Ağacın değeri, gölgesinde söylenen güzel sözlerle ölçülmez. Verdiği meyveye bakılır.
Ne istediğinizi söylemeniz yetmez. İstediğinize yaklaşacaksınız. Yaklaşamıyorsanız, yıllardır tekrarladığınız sözlerin hangi işe yaradığını sorgulayacaksınız.
Mağduriyetimizi anlatırken bile neden yalnız kaldığımızı düşünmek zorundayız. Haklı olmak, haklılığınızı dünyaya anlatma sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
***
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın yaklaşımını bu nedenle takdir ediyor ve önemsiyorum.
Erhürman, göreve geldiği ilk günden itibaren, uluslararası muhatapların anlayacağı dille konuşmanın önemini gösterdi. Tepkisini ortaya koyarken çözüm iradesini korudu. Rum liderliğinin engelleyici girişimlerini, karşı tarafın kolayca kullanabileceği bir gerilim diline teslim etmedi.
28 Ağustos’ta BM Genel Sekreteri António Guterres’e ve Avrupa Komisyonu Başkanı’na gönderdiği mektuplar bunun somut örneğidir. Kıbrıslı Türklerin kültürel, sportif ve diplomatik faaliyetlerine yönelik engellemeleri uluslararası muhatapların gündemine taşıdı.
Avrupa Komisyonu’nun yanıtında endişelerimizin dikkate alınması, toplumlar arasında güvenin ve Kıbrıslı Türklerin Avrupa’yla bağlarının önemsenmesi anlamlıdır.
Guterres’in 16 Ekim tarihli yanıtında ise bu tür gelişmelerin cesaret kırıcı olduğunun ve güveni güçlendirme çağrılarıyla ters düştüğünün belirtilmesi ayrıca önemlidir.
Bunları bütün sorunlarımızın çözüldüğü biçiminde okuyamayız. Ancak doğru yöntemle ortaya konulan rahatsızlığın karşılık bulduğunu da görmezden gelemeyiz. Diplomasi budur.
Her yöntem bir anahtar gibidir. Hangi kapının, hangi zamanda, hangi anahtarla açılacağını bileceksiniz. Mektup da yazacaksınız, yüz yüze de anlatacaksınız. Farklı yöntem ve yolları da seçenek olarak göz önünde bulunduracaksınız.
Yabancı diplomatik misyonlardan insanlarla da görüşüyorum. Görüştüklerim arasında Erhürman’ın barışçıl yaklaşımını eleştirenle karşılaşmadım. Hristodulidis’in tutumunun çözüm sürecine katkısını sorgulayan değerlendirmeler ise duyuyorum.
***
Bu temaslar bana şunu düşündürüyor: Dünyanın anlayacağı dili konuştuğunuzda, Rum liderliğinin her iddiasının kendiliğinden kabul gördüğü bir alan bırakmıyorsunuz.
Elbette bir mektubun ardından yeni mektuplar, görüşmeler ve girişimler gelmelidir. Alınan yanıtların uygulamaya nasıl yansıyacağı takip edilmelidir. Başarı, yalnızca haklılığımızın kayda geçirilmesiyle tamamlanmaz.
Çocuklarımızın spor yapabildiği, sanatçılarımızın dünyayla buluşabildiği, temsilcilerimizin engellenmeden görüşebildiği koşulları geliştirmek gerekir. Diplomasinin meyvesi, sonunda insanımızın günlük hayatında ve geleceğe bakışında görülebilmelidir. Bunun için sabır, bilgi, süreklilik ve her adımın sonucunu değerlendiren ciddi bir çalışma gerekir. Toplumun beklentisi de budur.
İç tribünlere oynayarak Rum tarafını kınamanın sınırları bellidir. Asıl mesele, uluslararası topluluğun bizi anlamasını ve sorumluluk üstlenmesini sağlayacak zemini geliştirmektir.
Diplomasiyi Sarayönü’nün ötesine taşırken yalnızlaşmadan yol alabilmek değerlidir.
Çünkü bizim artık yalnızca sözü olan değil, söylediği sözün arkasını bilgiyle, temasla ve kararlı takiple dolduran bir siyasi anlayışa çok ihtiyacımız vardır.
Erhürman’ın Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını koruyan barışçıl siyasetini hâlâ anlamayanlar varsa, önce kendi ezberlerini sorgulamalıdır.




